Yağız Kelimat Lafızlar

Mayıs 23, 2007

İlk Müslüman -Türk Münasebetleri ve Türklerin İslamiyete Girişi

Kategori: Tarih — yagizkelimatlafizlar @ 8:30 pm

İlk Müslüman -Türk Münasebetleri ve Türklerin İslamiyete Girişi

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Emevi Halifeliği zamanında müslüman Araplar, Suriye ve İran’ı hâkimiyetlerine alarak Maverâünnehir bölgesine ulaşmışlardı. Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının arasındaki bu bölgede Türkler bulunmaktaydı.  

Böylece Araplar ile Türkler ilk defa temasa geçmişlerdir .

 

Emeviler bölgede İslâmiyet’i yaymaktan çok, yeni zaferler peşinde koşmuşlar; Müslüman olmalarına rağmen yerli halka ağır vergiler yüklemişlerdi. Bu sebeple ilk karşılaşma pek dostça olmamış ve Türklerle Araplar arasında küçük çapta çarpışmalar cereyan etmiştir. Özellikle Kuteybe bin Müslim’in Horasan valiliğine getirilmesiyle mücadele iyice kızışmıştır 

 

Kuteybe bin Müslim’in Maverâünnehir ‘in doğusuna düzenlediği akınlara karşı Türgeş Beğleri güçlü bir direnme göstermiştir. Göktürklerin batı kanadında yer alan Türgeşler, Arapları savunmaya çekilmeye zorlamış ve bu mücadele Göktürklerin yıkılmasına kadar devam etmiştir. Göktürk hâkimiyetinin sona ermesiyle Türk toprakları doğudan Çinliler, batıdan Arapların ilerlemesine maruz kalmıştır. Bu dönemde

 

Maverâünnehir bölgesinin savunmasını, Türgeşlerden sonra Karluk Türkleri üstlenmiştir.

 

Emevilerin Arap olmayan Müslümanlara karşı âdil ve eşit davranmamaları huzursuzluğu artırmıştı. Bu duruma karşı çıkanlar, Emevi idaresine son vererek yerine Abbasi Devletini kurmuşlardır.Türkler,Abbasi

 

Devleti’ni daha çok benimsemişler, yeni yönetime daha sıcak bakmışlardır.

 

Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra, Çinliler bütün Türk ülkelerini ele geçirmeyi plânlamaktaydı. Emevilerin ortadan kalkmasından da faydalanmak isteyen Çin ordusu daha batıya yönelerek Karluk topraklarına girmişti. Bu durum üzerine Karluklar, Abbasilerin Horasan valisi olan Ebû Müslim’den yardım istediler. Ebû Müslim, komutanlarından Ziyad ibni Salih’i bölgeye gönderir. Arap ordusu ile batı bölgesinin genel valisi komutasındaki Çin ordusu Talas ırmağı boylarında karşılaşırlar. Türklerin de İslâm ordusu yanında hücuma geçmesi sonucunda Çinliler büyük bir yenilgiye uğratılır.

 

Türklerin İslâmiyet’le ilk tanışmaları Emevi dönemiyle başlar. Ancak Emevi yönetiminin tutumu sebebiyle, Türk toplulukları arasında İslâmiyet fazla yayılmamıştır. Buna rağmen, az sayıda da olsa Emevi ordusunda görev alan Müslüman Türkler bulunmaktaydı. Meselâ Horasan Vâlisi Ubeydullah bin Ziyad henüz 674 tarihinde 2000 Türk okçusundan bir ordu oluşturmuştu.

 

Talas Savaşı, Türklerle Müslümanların birbirlerini daha yakından tanımalarını, dostane ilişkiler kurulmasını sağladı.

 

Bu sebeple Talas Savaşı hem Türkler hem Müslümanlar için bir dönüm noktasıdır. Bu savaş neticesinde İslâmiyet Türkler arasında hızla yayılmaya başlamıştır. Abbasi ordusunda çok sayıda Türk görev aldı. Zamanla Türk askerleri, ordunun ve yönetimin denetimini ele geçirdiler . Hatta bazı Türk komutanları,  

Abbasi Devleti sınırları içerisinde kendi devletlerini bile kurmuşlardır.

 

Türklerin kitleler hâlinde Müslüman olmaları özellikle X. yüzyılda hız kazanmıştır. Henüz 900 tarihlerinde İtil ( Volga) çevresinde bulunan Bulgar Türkleri arasında Müslümanlığa çok büyük ilgi vardı. Nitekim İtil Bulgarları hükümdarı Almış Han, 920 ‘de Abbasi halifesine müracaat ederek din âlimleri ve mimarlar göndermesini rica etmişti. Aynı tarihlerde Önce Karluk, Yağma ve Çiğil boyları, ardından Oğuzlar arasında İslâmiyet yayıldı. Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri, ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı Devleti’ni, Oğuzlar ise Selçuklu Devleti’ ni kurmuşlardır.

İslâmiyet ve Türkler

 

Türklerin Müslüman Olmasının Sebepleri: Türkler İslâmiyet’i kılıç zoruyla değil, kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Şüphesiz bu dini seçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve anlayışı ile İslâmiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır:

1 -Eski Türk dini, Gök-Tanrı inancı adıyla bilinmektedir. Bu inanışa göre Türkler, İslâmiyet’teki gibi tek bir Allah’a inanıyor ve O’na Tanrı (Tengri) diyorlardı. İslâmiyet’te Esmâ-i hüsnâ denilen Allah’ın sıfatlarından bazıları, eski Türk inancında da mevcuttu .

2 -Ahiret ve ruhun ölmezliği, her iki inançta da mevcuttu. Türkler cennet için uçmağ (uçmak), cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydı.

3 -İslâmiyet’te olduğu gibi Gök Tanrı inanışında da Tanrıya kurban sunuluyordu .

 

4-İslâmiyet’teki gaza ve cihât ile Türklerin dünya üzerinde töreyi hâkim kılmak için yaptıkları savaşlar benzer mahiyettedir. İslâm anlayışına göre savaş sonunda elde edilen ganimet helâldir. Türklerde ise aynı şekilde yağma geleneği vardır.

5 -İslâmiyet’in telkin ettiği ahlakî kurallar, Türk anlayışına da uygun düşmektedir.   Türkler tarih boyunca çeşitli dinlere girmişlerdi. Ancak bu dinler halk arasında değil daha çok idareci kesimde kabul görmüştü. Buna rağmen İslâmiyet dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır. İslâm dini, millî yapıya uygun olduğu içindir ki Türkler kitleler hâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır.

 

Türklerin İslâmiyet’e Hizmetleri: Türklerin İslâmiyet’i kabul etmeleri hem İslâm âlemi hem de dünya tarihi açısından büyük sonuçlar doğurmuştur. Türkler, karışıklık içinde bulunan İslâm dünyasının koruyuculuğunu üstlendiler. Selçuklular, Abbasi halifelerini himaye ettiler.   Batıda Haçlı Seferleri’ne, doğuda Moğol akınlarına karşı Türkler tarafından set oluşturuldu . Böylece İslâm dünyası dağılmaktan kurtulmuştur . Bin yıla yakın bir süre Türkler, İslâmiyet’in bayraktarlığını yapmıştır.

 

Gazneli Mahmud’un Hindistan’a kadar yaptığı seferler neticesinde İslâmiyet Hindistan’a kadar ulaşmıştır. Böylece yakın dönemlerde kurulan Pakistan ve Bangladeş’in temelleri atılmıştır. Osmanlı döneminde ise Türkler Balkanlara yerleştiler. Arnavutlar, Bosna-Hersekliler (Boşnaklar) bu dönemde Müslüman oldular. Türklerin İslâmiyet’e hizmetleri sadece siyasî ve askerî alanla sınırlı kalmamıştır. Devlet idaresi ve askerî yapılanmada bütün İslâm dünyasını etkileyen Türkler, İslâm medeniyetinin gelişmesinde de inkâr edilemez hizmetlerde bulunmuşlardır. Bilim, sanat ve edebiyat alanında İslâm rönesansı, Türklerin katkıları ve sağladıkları huzur ve emniyet sayesinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla İslâm dininin ve medeniyetinin, dar Arap ve Fars çevresine sıkışıp kalmayarak, evrensel hâle gelmesi yine Türkler sayesinde mümkün olmuştur, demek yanlış olmaz. Meselâ, Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından Bağdat’ta kurulan Nizamiye Medreseleri, öyle büyük bir üne sahip oldu ki, bu medreseler İslâm medreselerinin ilk örneği olarak kabul edilmişti. Halbuki Samanoğulları ve Gazneliler devrinde de medreselerin bulunduğu bilinmektedir. Ancak Nizamiye Medreseleri dinî bilimler yanında müspet ilimlerin de okutulduğu ilk medreseler olmakla, modern üniversitelere öncülük etmiştir.   Abbasiler zamanında başlayan eski Yunan ve Helen medeniyetlerine ait eserler ve felsefe akımlarının çevirileri, Türk hâkimiyeti devresinde zirveye ulaşmış idi. Böylece İslâm medeniyetinde büyük gelişmeler olmuştur. Batıda unutulmuş olan Yunan ve Helen medeniyeti, Haçlı Seferleri sayesinde İslâm medeniyeti ile birlikte tekrar Avrupa’ya taşınmıştır. İslâm medeniyetinin öncüleri durumunda olan Türk bilginler bütün dünya tarafından tanınmış ve eserleri yüzyıllarca bilime rehberlik etmiştir. Bu Türk bilginlerinin en ünlüleri Farabi, Birunî ve İbni Sina’dır.

 

Oğuzların Karaçuk (Farab) şehrinde doğan Farabi (870 -950), matematik, fizik, astronomi vb. konularda 160 kadar kitap yazmıştır. Ancak onu asıl önemli kılan Helen felsefesinin akılcı, mantığa dayalı yönüyle İslâm düşüncesini kaynaştırdığı felsefe alanındaki çalışmaları olmuştur. Aristo’nun düşüncelerini en iyi açıklayan kişi olduğundan “Muallim-i Sâni” (İkinci öğretmen). adıyla anılmıştır. Eserlerinin çoğunun Lâtinceye çevrildiği batıda “Al-farabıus” adıyla bilinmektedir. İhsâ’ül -Ulûm isimli eseriyle bilimleri ilk kez sınıflandıran Farabi aynı zamanda Öklit geometrisini de açıklamıştır . Farabî’nin düşüncelerinden etkilenen İbni Sînâ (980-1037), çeşitli konularda 220 civarında eser vermiş diğer ünlü bir Türk bilginidir. Avrupa’da “Avicenna” adıyla bilinmektedir. Felsefe ve müspet bilimlerle uğraşan İbni Sina asıl ününü tıp alanında kazanmıştır. “El-Kanun fi’t-Tıb” adlı eseri Lâtinceye çevrilmiş ve yüzlerce yıl ders kitabı olarak okutulmuştur. Birûnî (973 -1051), Harzemşahların sarayında yetişti ve Gazneli Mahmud’un himayesine girdi. Matematik, geometri, tıp ve coğrafya gibi alanlarda 113′ten fazla eser veren Birûnî’nin asıl başarısı astronomi dalındadır. Yıldızların yüksekliğini, açılarını ölçen hassas aletler geliştirdi. Dünya çekirdeğinin çapını sadece 15 kilometrelik yanılmayla 6338.8 km olarak tespit etmiştir. Yazdığı astronomi kitabı, dünyanın ilk astronomi ansiklopedisi olarak kabul edilmektedir.

 

Farabî ve İbni Sina’nın açtığı yoldan birçok Türk âlim ilerlemiştir. Felsefe dalında; El-Harezmî, Şehristânî ve tasavvufun öncülerinden Gazali, İbni Rüşd, Fahreddin Razi, geometride Abdurrezzak Türkî, trigonometri’nin kurucularından Abdullah el-Baranî ilk akla gelenlerdir .

 

Selçuklu Sultanı Melikşah İsfehan ve Bağdat’ta birer rasathane kurdurarak, İranlı ünlü matematikçi ve astronom Ömer Hayyam’ı buralarda görevlendirdi. Ömer Hayyam’ın da içinde bulunduğu bazı bilim adamları, Melikşah adına güneş yılına dayanan Celâlî veya Takvim-i Melikşâh adlarıyla anılan bir takvim hazırladılar.

 

Sanat ve mimarlık alanlarında da Türk-İslâm devletleri zamanında büyük gelişme görülmektedir. Türk-İslâm kültürü ve sosyal hayatına uygun olarak gelişen mimarlığın en önemli örnekleri cami, medrese, kervansaray, imaret, darüşşifa (hastane) vb.dir. İlk Türk-İslâm mimarî örneği, Tolunoğlu Ahmed tarafından Kahire’de yaptırılan Tuluniye Camisi’dir ve bugün dahi varlığını korumaktadır.   Türkler tarafından geliştirilen kubbe, kemer ve sütun biçimleri, Orta Asya yaşantısı ve çadır kültürünün, İslâm mimarîsine yansıtıldığı yeni bir mimarî üslûbu getirmiştir. Özellikle tekke, kümbet, cami ve medrese gibi yapılarda, Türk mimarî üslûbunun eşsiz örnekleri görülür.

 

Yazı, cilt, çini, minyatür sanatları ile seramik, dokumacılık, taş ve maden işçiliği vb. alanlarda Türkler eşsiz örnekler vermişlerdir. İslâmî anlayışa uygun düşmemekle beraber heykel ve kabartma sanatını devam ettirmişlerdir. Örneğin birçok yapıda hayvan figürleri kullanılmış, Sultan Tuğrul bastırdığı madalyona kabartma resmini koydurmuştur. Müzik alanında da Türkler yenilikler getirmişlerdir. Farabî müzik üzerine iki eser yazmış ve bunlar dünya müzik tarihine geçmiştir. Eserinde ses ve müziğin fizik temellerini inceleyerek, ses perdesinin özelliklerini ilk defa ortaya koymuştur. Saraylardaki nevbet (bando), Osmanlı askerî mehterine örnek olmuştur. Ayrıca bazı tarikatlerin yaptıkları dinî müzik ve rakslar, Türk tasavvuf musikisinin ve semahların özünü oluşturmuştur.

<!– –>

‘Osmanlı demokrasisi hiç bir Avrupa devletinde yok’

Kategori: Tarih — yagizkelimatlafizlar @ 8:25 pm

‘Osmanlı demokrasisi hiç bir Avrupa devletinde yok’

 

Sefarat Yahudi Cemiyeti dini lideri Rabbi Marc D. Angel , aile kökenlerinin İspanyol Yahudilerine dayandığını ve Osmanlı’da olan demokrasinin Avrupa’nın hiç bir ülkesinde olmadığını söyledi.

 Sefarat Yahudi Cemaati’nin dini lideri Rabbi Marc D. Angel, Amerika’da bugün her milletin özgürce dinlerini yaşadığını belirterek “Daha önce ise bunu Osmanlı’da görmek mümkündü. Osmanlı’da olan demokrasi Avrupa’nın hiç bir ülkesinde yoktu” dedi.

Aile köklerinin İspanyol Yahudi’si olduğunu ve Türkiye’den Seattle’a 20. yüzyılın başında göç ettiklerini aktaran Rabbi, Türkiye’de “Dönme” diye tabir edilen Sabetayistler için ise ağır konuştu. Rabbi, Sabetayistlerin Yahudi sayılmayacağını ileri sürdü.

Manhattan’da Türk Kültür Merkezi’nde yeni çıkan “Foundations of Sephardic Spirituality” (Sefarat’ın Manevi Dayanakları) kitabını tanıtan Rabbi, Osmanlı topraklarında yaşayan Sefarat Yahudilerinin yüzyıllar boyu Türkçe öğrenmeden yaşadıklarına dikkat çekti.

Rabbi Angel, Osmanlı’da yüzyıllar öncesinde var olan demokratik yapının Sefarat Yahudileri, Ermeniler, Rumlar ve diğer milletlerin kendi kimliklerini korumalarına imkân verdiğini anlattı.

http://www.dunyabulteni.net/

<!– –>

Fransa’nın Başında Bir Selanikli (Okunmasında Fayda Var)

Kategori: Makaleler — yagizkelimatlafizlar @ 8:22 pm

Fransa’nın Başında Bir Selanikli (Okunmasında Fayda Var)

 

FRANSA’NIN yeni cumhurbaşkanı Sarkozy, anne tarafından Selanikli bir Yahudi’dir… Selânikliler tarafından idare edilen ülkeler çoğalmaya başladı!..Sarkozy Müslüman Türkiye’ye çok muhaliftir. Deveciyan isimli bir Ermeniyi önemli bir makama getirdi. Peki, Sarkozy Türkiye’ye büyük zarar verebilir mi? Şahsen vereceğini zannetmiyorum, çünkü bizdeki Selanikliler kapalı kapıların ardında onunla görüşürler ve kendileri için uygun olan neyse o çizgiye getirirler.

 

Yahudiler doğrusu yaman millet… 19′uncu asırda İngiliz İmparatorluğu’nun başvekillerinden birisi, D’Israeli Yahudi idi… 20′nci asırda Fransa Başbakanlarından Mendés France da… Avusturya başbakanı Kresky de… Küba diktatörü Castro halis muhlis Yahudi’dir.

 

Musevî dininde, bir Yahudi’nin, asıl inançlarını içinde koruması şartıyla dıştan Müslüman veya Hıristiyan görünmesine izin, fetva ve ruhsat verilmiştir. Öyle ki, bazı İslâm ülkelerinde Yahudiler İslâmî hareketin, siyasal İslâm’ın içine bile sızmışlardır… Dıştan Müslüman, içten Yahudi… Gündüz külâhlı, gece silâhlı… Elimde delil ve belge yok, 15 sene önce anlatmışlardı. Cuma günü camide, cumartesi günü Sinagogta dua edenler varmış. Olurmu böyle şey? Olabilir olabilir…

 

Katolik kilisesinde bir yığın, Yahudilikten dönme yüksek rütbeli rahip var. Hatta bunlardan biri (Fransa’da) “Ben hâlâ Yahudi’yim…” diye açıkça söyledi. Katolik olmuş ama yine de Yahudi’ymiş… Aynı şey Türkiye’de niçin olmasın. Hem Müslüman hem Yahudi…Peki kimler bunlar?.. Yooo ben canımı sokakta bulmadım. Bu kadar yazabilirim ancak. Bilenler varsa ve benden cesur iseler gerisini onlar yazsın…

 

BİR Mason ne için çalışır? Elbette Masonluk için… Bir Marksist ne için çalışır? (Samimî ise) Marksizm için… Peki, bir Müslüman ne için çalışır? Müslümanlık için…

 

Bizdeki bazı kafalara (veya kafasızlara göre) Mason’un Masonluk, Marksistin Marksizm için çalışması çok normaldir de, Müslüman’ın Müslümanlık için çalışması hiç normal değildir; büyük bir tehdit ve tehlikedir? Neye karşı tehdit ve tehlikedir? Cumhuriyete karşı, Atatürk’e karşı, Laikliğe karşı… Gerçekten böyle midir? Hayır, kesinlikle böyle değildir. Müslüman’ın Müslümanlık için çalışması BİRİLERİ ve BAZILARI için büyük tehlike ve tehdit oluşturmaktadır.

 

Adamlar dehşetli bir saltanat ve hâkimiyet kurmuşlar.

Ülkenin yüzde bir veya ikisini teşkil ettikleri halde millî gelirin yüzde 60′ını alıyorlar. Bu “Adil dağılımın” bozulmasını istemezler. Müslümanlar İslâm için çalışırlarsa, çoğunluk haklarını elde eder, ülke idaresinde söz sahibi olur. O zamanda birilerinin ve bazılarının menfaatleri tehlikeye girer.

Onların içinde ayda 50 bin dolar, hatta 75 bin dolar, dahası da var 100 bin dolar maaş alanlar var. Bu maaşlarının, bu rantlarının, bu avantalarının tehdit ve tehlike altına girmesini elbette istemezler. Koskoca Türkiye’yi, onun 70 küsur milyon halkını babalarının çiftliği ve personeli gibi görüyorlar. Bunun tehdit edilmesini, tehlike altına düşmesini hiç isterler mi? Müslümanlar, gerektiği gibi İslâm için çalışırlarsa memlekette eşitlik olacaktır. Bugün DAHA EŞİT olanlar böyle bir şeyi düşünmek bile istemezler.

 

 Mason Masonluk için, * Siyonist Siyonizm için, * Haçlı Haçlılık için, * Sabataycı Sabataycılık için,

 Marksist Marksizm için çalışsın, ama Müslüman sakın Müslümanlık için çalışmasın.

 

Bir liseli kız çocuğu hâmile kalır, babası belli olmayan bir yavru doğurur, bu ülke ve devlet için bir tehdit ve tehlike teşkil etmez ama okullarda namazla ilgili bir kitap dağıtılırsa çok büyük, çok vahim, çok dehşetli bir tehdit ve tehlike oluşur. Darwin’in iflâs etmiş evrim teorisi tehdit ve tehlike değildir ama insanları Allah’ın yaratmış olduğu inancı büyük tehlikedir. Bazı belediyeler, her yerde içki içilmemesi, sadece birtakım “Kırmızı sokaklarda” içilmesi için bir düzenleme yapmaya kalkışırlar, bu büyük bir tehdit ve tehlike oluşturur.

 

Muhafazakâr halk zinanın suç sayılmasını ister, bu da tehlike olur. Zavallı çağdaşlar ne büyük tehdit ve tehlikeler altında yaşıyorlar. Müslümanlar Müslümanlık için çalıştıkça her gün ölüp ölüp diriliyorlar.

Ezanlar okunuyor, kahr oluyorlar. Namaz kılanlar çoğalıyor, cuma günleri cemaat sokaklara taşıyor, zavallılar üzüntüden perişan oluyor. Dinî yayınlar çoğalıyor. Şu anda 30 bin çeşit dinî kitap var. Son 30 yıl içinde yüz milyonlarca dinî kitap ve broşür basılıp satıldı. Ne büyük tehdit ve tehlike.!

 

Kadınlar, kızlar, bütün baskılara rağmen örtünüyor, ah ne büyük felâket! Müslümanlar çocuklarını yurt içinde ve dışında okutuyor, nice Müslüman en parlak üniversitelerde yüksek lisans ve doktora yapıyor. Eyvah eyvah eyvah, ne olacak halimiz?Hem demokrasi olsun diyorlar, hem de Müslümanlar Müslümanlık için çalışmasın diye tepiniyorlar. İşleri zor, gelecekleri karanlık… Böyle giderse akıllarını oynatacaklar. Sinirleri çok bozuk… Stres içindeler… Tehlikelerin ve tehditlerin azameti karşısında hayatın zevkleri onlara zehir oluyor.Çok kazanıyorlar ama huzur içinde yiyemiyorlar. Ne olacak bunların hali…Onlara acımak mı lâzım, kızmak mı? Vah zavallılar!..

 

                                                                       22 / 05 / 2007               Mehmet Şevket Eygi

<!– –>

Kuyumcu Ustasından Bin Sopa Yiyen Şehzade

Kategori: Hikaye — yagizkelimatlafizlar @ 6:42 pm

Kuyumcu Ustasından Bin Sopa Yiyen Şehzade

Kanuni Sultan Süleyman, şehzadeliğinde kuyumcu­luğu öğrenmesi için babası tarafından İstanbul’un en meşhur kuyumcu ustası olan Kostantin’in yanına çırak olarak verilmişti. Belli saatlerde ustasının yanına gider ve çıraklık yapardı.

Henüz tecrübesiz olduğu ilk günlerinde ustasını kızdırmış ve Kostantin Usta yemin ederek Şehzade Sü­leyman’a:

“Eğer şu işleri iyi çıkarmazsan sana bin değnek vu­racağım” diyerek yemin etmişti. Şehzade Süleyman da bunu annesi Hafsa Sultan’a anlatmıştı. Validesi, Kostan­tin Usta yı çağırarak, oğlunu affetmesini rica edip kendi­sine ihsanda bulunmuştu. Kostantin Usta ise, aldığı al­tınları, Şehzade Süleyman’a vererek:

 

“Al bunları, eritip beş yüz tel çubuk haline getir!” de­di. Şehzade Süleyman söylenileni yaptı ve ustasına ver­di. Kostantin usta onu dövmek için yemin etmişti ve bu­nu bir şekilde yerine getirmek istiyordu. Şehzade Süley­man’ı falakaya yatırdı ve elindeki beşyüz altın çubukla ayaklarına iki sefer vurdu. Bu suretle yeminini iki sefer vurduğu beş yüz çubukla yerine getirmiş oldu.

NASREDDIN HOCA’NIN FIKRALARI

Kategori: Diğerleri — yagizkelimatlafizlar @ 6:40 pm

NASREDDIN HOCA’NIN FIKRALARI

Göle Yoğurt Çalmak Kimi insanlar olmayacak hevesler pesinde koşup durur. Nasreddin Hoca öylelerine ders vermek istemiş bir gün. Elinde koca bir bakraç yoğurt mayasıyla gölün kenarına gelmiş. Başlamış kaşık, kaşık dökmeye : - Ne yapıyorsun Hoca ? demişler. - Göle yoğurt mayası çalıyorum, demiş kıs, kıs gülerek. - Olur mu demişler, göl yoğurt mayası tutar mi hiç ? Hoca cevabi yapıştırmış tabii. - Ya tutarsa… Eşeğe Ters Binmek Nasreddin Hoca bir gün yabancı bir köyde misafir olur. Cuma günü O’nu kürsüye çıkartırlar. Güzel bir vaaz verir. Herkes pek memnun kalır. Camiden çıkınca Hoca’nın eşeğini getirirler. Köylülerin hepsi ona hizmet etmek için adeta yarışırlar. Hoca eşeğine binerken biraz düşünür. Sonra eşeğin üstüne ters oturur. Herkes hayret eder. Köylülerden biri dayanamayıp sorar : - Hocam der. Kusura bakma ama eşeğe niçin ters bindiğini sorabilir miyim? Hoca tebessüm ederek cevap verir : - Eğer düz binip önünüze geçseydim siz arkada kalacaktınız. Siz öne geçseydiniz, bu defa ben arkada kalmış olacaktım. Böyle ters binince size arkamı dönmemiş oluyorum. Sebebi bu… Eşeğe Yazık Olur  Nasreddin Hoca hayvanlarına ağır yükler yükleyip onlara eziyet eden köylülerine iyi bir ders vermek istemiş. Bir gün eşeğine binerek köy meydanında dolaşmaya başlamış. İşin garibi dolu bir çuvalı da sırtına vurmuş, öyle geziyor. Şaşırıp sormuşlar : - Yahu Hoca Efendi, hem eşeğin üzerindesin, hem çuvalı sırtında taşıyorsun. Nasıl bir is bu ? Hoca cevabi yetiştirmiş hemen : - Zavallı hayvan, demiş. Zaten gece gündüz demeden hizmet ediyor bana. Sırtına bindiriyor, yüklerimi taşıyor, değirmeni çeviriyor. Bu kadar hizmetlerinden sonra dolu çuvalı da ona yüklemek istemedim. Bu yüzden ben vurdum sırtıma. Hırsızın Hiç Mi Suçu Yok ?  Bir gün Nasreddin Hoca’nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi : - Hocam demiş niye ahirin kapısına iyi bir kilit takmadın sanki ? Bir başkası : - Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor ? diye konuşmuş. Bir diğeri de : - Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahirin bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kızmış : - Yahu demiş, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi ?Hırsızın hiç mi suçu yok ? Halep Oradaysa Arsın Burada !.. Palavracının biri basına topladığı üç beş cahile karsı övünüp duruyormuş : - İste ben güçlü ve maharetli bir adamım. Evet ben Halep’te bulunduğum sıralarda altmış arsın uzağa atlamış bir kimseyim!.. Nasreddin Hoca da bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp : - Yaa demiş demek sen altmış arşın atlarsın. Haydi atla da görelim. Adam hık mık etmiş. - Ama demiş ben Halep’te atladım. Hoca kızmış : - Canim demiş, Halep oradaysa arsın burada. Testiyi Kırmadan Önce Nasreddin Hoca oğlunun eline bir testi tutuşturup çeşmeden su getirmesini istemiş. Çocuk dışarı çıkarken de ensesine bir tokat atıp : - Testiyi kırma ha ! diye öğüt vermiş . Bunu gören komşulardan biri : - Yahu Hocam demiş, henüz testiyi kırmadan niye dövüyorsun yavrucağızı ? Hoca cevap vermiş : - Testiyi kırdıktan sonra neye yarar be birader ! Bilgiler Akşehir Belediyesi web sitesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

<!– –>

YAN YÜREĞİM YAN

Kategori: Marşlar Ve İlahiler — yagizkelimatlafizlar @ 6:37 pm

 
YAN YÜREĞİM YAN

Yan yüreğim yan 
Gör ki neler var 
Bu halk içinde 
Bize gülen var 

Koy gülen gülsün 
Hak bizi bilsin 
Gafiller bilsin 
Hakkı seven var 

Bu yol uzundur 
Menzili çoktur 
Geçidi yoktur 
Derin sular var 

Her kim merdane 
Gelsin meydane 
Kıyamaz cane 
Kimde hüner var 

Yunus sen burda 
Meydan isteme 
Meydanlar içinde canım 
Merdaneler var.

Okumuyoruz

Kategori: Diğerleri — yagizkelimatlafizlar @ 6:35 pm

Bütün medeni Ülkelerde aynı şikayet:OKUMUYORUZ…

Kitaplar çoğaldıkça okuma sevgisi azalıyor.ama yinede birçokları için okumak hastalık..

Böyleleri incelemek, düşünmek,dinlemek eğlenmekk için okumaz;okumak için okur. ne sanat heyecanı ararlar, ne zekalarını geliştirme emelindedirler.

Çok okurlar, elleirne geçeni okurlar.. Sabırsızdırlar, sırtlarından bir yük atmak isterler sanki. Okuduklarını reddetmek veya tartışmak ihtiyacını duymazlar. Kitap kapanır kapanmaz içindekiler unutulur..  en büyük zevkleri kitap değiştirmektr.. Her matbaaya saldırırlar. Kimi yarısını okur kitabın kimi yalnız sonuna bakar..kimide bir baştan bir başa okur(gazete tiryakileri gibi) Okur gibi yapanlarda caba..hepside rüya gibi okur…….

CEMİL MERİÇ

AKP, CHP’DEN DAHA SOLCU

Kategori: Hadis — yagizkelimatlafizlar @ 6:33 pm

AKP, CHP’DEN DAHA SOLCU

Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

 

Günay sosyal demokrat partilerin özelliği olan özgürlük, eşitlik, adalet anlayışını AKP’nin daha çok temsil ettiğini, CHP’nin sağcı kaldığını savundu.. 

CHP’nin eski genel sekreteri ve genel başkan adaylarından Ertuğrul Günay, AKP’den siyasete mi giriyor? Günay, kendisine böyle bir teklif geldiğini ve bunu da ciddi olarak düşündüğünü söylüyor. İyi de bu nasıl oluyor? Sağcılar sol partilere, solcular sağ partilere nasıl bu kadar rahat geçiyor? Günay, kendisini 34 yıllık partisine ihanet etmiş gibi hissetmiyor mu? Bunları ismi, 1973′te bir yazı yarışmasını kazanarak girdiği CHP’yle özdeşleşen ama pek yakında AKP’den aday olması beklenen Günay’a sorduk.

* Sizin gözünüzü milletvekili olma hırsı mı bürüdü? Yani “hangi partiden olursam olayım, milletvekili olayım” mı diyorsunuz, yoksa siz bir cesur yürek misiniz? Ben milletvekilliğini hiç meslek olarak görmedim. Yıllardır bana gelen teklifleri de hiç kabul etmedim. Yaklaşık üç yıldır hiçbir partiyle bir fikri ve hukuki ilişki içinde değilim. CHP ile artık bir düşünsel bağım yok. AKP’nin teklifi söz konusu. Elbette bu cesur bir karar olur. Bu anlamda cesur yürek mi diyecekler başka bir şey mi diyecekler birlikte göreceğiz. Beni eleştirenler olacaktır. Çünkü bazı insanlar siyaseti bir futbol takımı aşkıyla yapıyorlar. Bazıları da ülke için sorunlara çözüm arayışı olarak bakıyorlar. Burada yargılanacak biri varsa o ben değilim. CHP’den koparılmama neden olan insanlardır.

* Tayyip Erdoğan’ın vatandaşı Deniz Baykal’a göre daha mutlu edeceğini mi düşünüyorsunuz? Herhangi bir liderin tılsımlı olacağına inanmıyorum. Birkaç gün içinde kararım netleşecek ve açıklayacağım. Çevreme danışıyorum. Genelde “parlamentoya gir” diyenler var. Ama farklı kaygıları olanlar da var. Onları da önemsiyorum. AKP yöneticileri de marjinalleşmediklerini göstermek için sanırım benim gibi pek çok kişiye teklif götürüyorlar. Ben samimi olduklarını düşünüyorum. Ama vitrin olarak algılandığımı düşünürsem kabul etmem. Yüzde 40 oyu olan bir partinin dışlanması, ötekileştirilmesi Türkiye demokrasisinde çok büyük bir kırılma yaratır. Bu yapının marjinalleştirilmesi, rejim karşıtı gibi gösterilmesi demokrasiye katkı yapmaz.

* Tayyip Erdoğan mı aradı sizi? Evet. Kendisi iki kez konuştu benimle. Zaten partiyi kurdukları dönemde de kurucu olmam için bir teklifleri olmuştu. Ama ben o zaman CHP ile bağlarım kopmuş olmadığından uygun görmemiştim. Şimdi bağımsız konumdayım. Toplumun değerleriyle kavga eden, yukarıdan, seçkinci, jakoben değil halkın içinden bir tavırla siyaset yapılmasını önemsiyorum. CHP uzun süredir sadece isminde halkın. Halkın sorunlarından da asıl dertlerinden de kopuk. Bu nedenlerle farklı bir siyasal kurumdan arkadaşların görüşünü değerlendiriyorum.

* Ordu’dan mı aday olacaksınız? Sanmıyorum. Her yer olabilir.

* Parti değiştirenler için ne diyorsunuz? Hoş karşılamam. Eğer siyaset çizginizle partiniz arasında ayrılıklar yoksa doğru değil.

* Son günlerde çok tanıdık isimlerden sağcılar sol partilere, solcular sağ partilere geçip duruyor. İyi de bu nasıl oluyor? Belli bir siyasi fikri savunmadıkları, milletvekilliğini meslek edindikleri için oluyor. Ama benim CHP’yle tüm bağım koptu.

BİRBİRİNE BENZİYORLAR

* Partilerin birbirlerinden farkları yok mu yani? Geçişler nasıl bu kadar rahat olabiliyor? Türkiye’de sağ parti, sol parti yok. Birbirine çok benzeyen partiler var. Solumuz sağdır bizim. O yüzden zaten CHP ile MHP arasında bir fark yok. CHP’den MHP’ye, DSP’den MHP’ye geçiyor insanlar, ama tartışılmıyor. İki küme olmaya başladı Türkiye. Bir halk iradesi ülkeyi yönetecek mi, iki devlet mi güdümleyecek bütün siyasi hayatımızı? Bir de Türkiye’de şizofren bir siyasi yapı var. Özgürlük, eşitlik, adalet anlayışını AKP daha temsil ediyor gibi görünüyor Türkiye’de. Dar gelirliler, yoksul kitleler neden AKP’ye oy veriyor? Halbuki yoksulların oylarını sözde sosyal demokrat partiye vermeleri lazım. Ama sosyal demokrat parti meseleyi sosyal yaşamın korunmasına indirgemiş sadece. Onlara kalsa tek sorun içkiyi nerede içeceğiz, ne giyeceğiz, hatta şu Anadolu’dan gelenlerde bu kılıkla Beyoğlu’nda gezmeseler iyi olur, bunu önlesek, durumundalar. Bu bir sol bakış değil. Bu bir liberal, batılı, sağcı parti bakışı. Bunun adı Türkiye’de sol parti. Yoksullar, mağdurlar Anadolu’dan gelenler oy verecek parti arıyorlar. CHP’nin bu insanların oyunu alması lazım. Bunun için de kıyafetleriyle değil, bu insanların ekmeğiyle uğraşmamız lazım. Şimdi bunu AKP yapmaya çalışıyor. Atatürk’ün “kimsesizlerin kimsesi” sözünü benim dışımda bir tek Erdoğan’ın ağzından duydum.

CHP DÜZENİ SAVUNUYOR

* Neredeyse Erdoğan’a solcu diyeceksiniz! Öyle bir şey demiyorum. Desem bundan AKP rahatsızlık duyar. Ama şunu söylüyorum. Dünyada sol partiler özgürlük, eşitlik, adalet yaratmak içindir; sağ daha muhafazakârdır, düzeni savunur. Bugün Türkiye’de düzenin savunulması safında CHP, düzenin değiştirilmesi safında AKP duruyor. Olay bu. Sol sağ terimleri bizim dünyamızda hak ettiği değeri bulamadı.

SABAH

 

http://www.turkiyegunlugu.com/haber_detay.php?id=1836

İfsat komitesi

Kategori: Tarih — yagizkelimatlafizlar @ 6:32 pm

İfsat komitesi

Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

M. Latif SALİHOĞLU

Saltanat, Osmanlıdan Selaniklilere geçti

  
Tarihin dönüm noktalarından biri, bundan 98 yıl evvel bugün (27 Nisan 1909) yaşandı.

Otuz üç yıldır Osmanlı tahtında oturan kudretli padişah Sultan II. Abdulhamid, Meclis–i Mebusanın aldığı bir karar neticesi halledildi, yani tahttan indirildi.


Padişaha “hal tebliği”ni götüren dört kişilik heyetin içinde hiç Türk yoktu.Heyetin başında bulunan sözcü ise, Yahudi asıllı Selanik mebusu Emanuel Karasso vardı.

Heyette bulunan diğer üç şahıs ise şunlardı: Aram Efendi (Ermeni), Esat Toptani Paşa (Arnavut), Arif Hikmet Paşa (Gürcü.)

Esas çarpıcı ve dikkat çekici olan gelişme ise şudur: Padişahın düşürülmesi fikriyle Mebusan Meclisini toplayan ve kararı çıkartan başroldeki kişi, sekiz
yıl sonra Sadrâzamlık da yapacak olan Meclis Başkanvekili Talat (Bey) Paşadır.

Hem mason, hem de köken itibariyle Selanik dönmelerine dayanan Talat Bey, İttihat–Terakki komitasının en önde gelen siyasî lideriydi.

Bir Selanik Yahudisinin götürdüğü tebliğle tahttan indirilen Osmanlı Sultanı, yine Selaniklilerin marifetiyle derdest edilip Selanik’teki Alatini Köşküne
götürülüp hapsedildi.

Bu tavrın zımnî mesajı şuydu: Ey Osmanlı Sultanı! Bundan böyle sen bizim yerimize, biz de senin makamına gelip oturuyoruz.

Gerçek Aşk

Kategori: Hikaye — yagizkelimatlafizlar @ 6:31 pm

Gerçek Aşk

Genç bir delikanlı saatlerdir genç kızın pesinden geliyordu. Genç kız dayanamayıp arkasını döndü: - Neden saatlerdir beni takip ediyorsunuz? diye sordu.  Genç erkek : -Sizi seviyorum hem de canımdan çok seviyorum! Genç kız : -Bak benim arkamdan ablam geliyor, o benden daha güzel benden iş çıkmaz sen ona git.. delikanlı arkasını dönüp bakınca çok çirkin bir kızın geldiğini görüp sinirlenmiş ve genç kıza dönmüş : -Neden bana yalan söylediniz? -Asil siz bana neden yalan söylediniz? Eğer beni gerçekten seviyor olsaydınız dönüp arkanıza bakmazdınız çünkü gözünüz benden başkasını görmezdi.   Aşk hiçbir felaketten ders almazSiz şehvetin adini aşk koymuşsunuz Eğer öyle olsaydı eşek insanların sahi oldurdu. Diyor Hz. Mevlana 

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'dan blog alın.