Yağız Kelimat Lafızlar

Mayıs 20, 2007

Evladlar Babaları Yüzünden…

Kategori: Hadis — yagizkelimatlafizlar @ 7:53 pm

Evladlar Babaları Yüzünden…

  

“Çok müslüman evladı, babaları yüzünden cehennemle yüzyüze gelirler. Çünkü, bunların babaları, yalnız para ve makam kazanma hırsıyla dünya işleri arkasında koşup, çocuklarını ihmal ederler. Onlara müslümanlığı ve Kur’an-ı Kerimi öğretmezler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da, benden uzaktır.”  Hadis-i Şerif

 

‘Ben böyle demokrasinin…’

Kategori: Editör Yazıları — yagizkelimatlafizlar @ 1:04 pm

‘Ben böyle demokrasinin…’

Hasan Celal Güzel, sırtını “muhtıracılara, Devlet Başkanı’na, Anayasa Mahkemesi’ne, YÖK’çülere, beylere, paşalara…” dayayan Baykal’a ve CHP’ye demediğini bırakmadı: Radikal gazetesi yazarı Hasan Celal Güzel’in ‘CHP zihniyeti’ni yerden yere vurduğu yazısı… “‘Ben böyle demokrasinin…’ Yeni Türkiye Dergisi’nin yazıhanesinde gençlerle beraber televizyonda Deniz Baykal’ın basın toplantısını seyrediyoruz.

 

 

 

Deniz Bey gene formunda, bol bol atıyor. TBMM’de kabul edilen Anayasa değişiklikleriyle alay ediyor. Meclis’te AK Parti’nin 352, CHP’nin ise 151 milletvekili var. Lâkin ne gam… Deniz Bey’in umurunda bile değil. Çoğunluk da neymiş?

 

O, sırtını muhtıracılara, Devlet Başkanı’na ve Anayasa Mahkemesi’ne dayamış. Torpili kuvvetli yerden… Birtakım ‘göbeğini kaşıyan adam’larla hiç ilgilenmiyor. O’nu, zinde güçler, YÖK’çüler, profesörler tutuyor. O, azınlığın çoğunluğa tahakkümünün bir simgesi…

 

TBMM, AK Parti’nin 352 oyuna, bir de ANAP’ın 20 oyunu ilave edip Cumhurbaşkanını halkın seçmesini kararlaştıran Anayasa değişikliğini yapmış amma ve lâkin, bu ‘göbeğini kaşıyan adamların’ sıradan temsilcilerinin dediği hiç olur mu? Beyler, paşalar, yüksek bürokratlar ve CHP jakobenizmi ne güne duruyor?…

 

Deniz Bey, zafer kazanmış kumandanlar edasıyla haykırıyor ve ‘AK Parti, Meclis çoğunluğuna rağmen Cumhurbaşkanı seçemedi’ diyor muzafferane… Helâl olsun size bu muhtıralar, bu AYM kararları, damadı CHP adayı Devlet Başkanımız!… Danıştaylar, Yargıtaylar, YÖK’ler helâl olsun! Nazar değmesin diye poponuzu kaşıyın e mi? ‘Poposunu kaşıyan adamlar’ , ‘göbeğini kaşıyan adamlara’ 1-0 galip…Derken, bizim şoför Kadir dayanamayıp ‘Ben böyle demokrasinin içine…’ diye sunturlu bir küfür savuruyor. 

 

Deniz Bey haklı. Bu Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi zor. Çünkü, önce cumhursuz Cumhurbaşkanı Sezer, aguşunu açmış Anayasa değişikliğinin kendisine ulaşmasını bekliyor.15 günlük süreyi sonuna kadar beklettikten sonra, şöyle ters bir vole vuracak ve kanunu fukara ‘Kuzu Hoca’ya doğru keyifle savuracak. Sonra, TBMM tekrar kabul edip gönderince, soluğu doğru Anayasa Mahkemesi’nde alacak. 367 konusunda hukuk tarihimize bir kara leke olarak geçen o malum karardan sonra, herhalde kendi atadığı üyelerin çoğunluğundaki AYM de değişikliği ‘şeklî’ (!) bakımdan inceleyerek bozacak… 

 

Biz bu faciayı tam 60 yıldır yaşıyoruz. Deniz Bey’in partisel dedeleri, 1946 Seçimlerinde DP kazanmasın diye hiç sıkılmadan ‘Açık oy, gizli tasnif’ kararı çıkarıp jandarmayla sandık kaçırtmışlardı. 27 Mayıs 1960′ta cuntacılarla birlikte DP iktidarına karşı darbe yaptılar.

 

12 Mart 1971 muhtırasının altında da bunlar vardı. 12 Eylül’de Meclis’i tıkadılar. 28 Şubat, bir CHP-BÇG işbirliği sonucudur. 27 Nisan Muhtırası da, bunların tahriki neticesinde verilmiştir.

 

1961 ve 1982 Anayasaları, CHP’nin ve CHP bürokrasisinin eseri olan gayrımeşru darbe anayasalarıdır. 1961′de, Meclis’in üzerine, bir kısmı darbecilerden ve bürokratlardan oluşan Senato’yu koydular. Yasamanın üstüne AYM’yi, yürütmenin üstüne Danıştay’ı, Devletin üstüne de MGK’yı jandarma olarak diktiler.

 

Türk Milleti’nin egemenliğini kullanmasına bürokrasiyi ortak yaptılar.1982′de YÖK’ü Anayasa kurumu yapıp demokrasinin başına bela ettiler.Hasılı, Devleti CHP azınlık oligarşisine göre tasarladılar. Şimdi de kalkmış, çoğunluğu küçük görerek ‘Yeter, söz devletindir!‘ diye bağırıyorlar.

 

Buna bir de ‘demokrasi‘ diyeceğiz, öyle mi?!… 

 

Ben de Kadir, ben de…”

  Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

<!– –>

Hürriyet ya da Cumhuriyet

Kategori: Editör Yazıları — yagizkelimatlafizlar @ 1:02 pm

Hürriyet ya da Cumhuriyet

Biz bu ülkede Şeriat isterizle Şeriatın ve hürriyet isterizle hürriyetin nasıl yok edildiğini çok iyi biliyoruz.Hürriyet adlı köleleri,Cumhuriyet adlı konsolos yalakalarını hiç unutmadık ve çok iyi biliyoruz ve de tanıyoruz.

Bir gün bu millet, bu hürriyet-i asliyesine ve Cumhuriyet-i hakikisine kavuşacaktır.Başkalarının merhametiyle başkalarının isteğine uygun şekillenmiş Cumhuriyetin kuranların gönlündeki yerine geleceği ümidini hiç terketmedi bu vicdan sahibleri.

Dönmelerin ittihadlarıyla masonlaşan idarenin gözettiği yahudi çıkarlarıyla idamesine izin verilen cumhuriyetin hürriyetinden bahsetmek abesle iştiğal etmektir.Gerçekleri görmek teferruata bu milleti boğmamak gerekir.

Selam ve saygılarımla

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

<!– –>

Herkes kendine pay çıkarsın…

Kategori: Hikaye — yagizkelimatlafizlar @ 1:01 pm

Herkes kendine pay çıkarsın…

 

Efsane Wimbledon tenis oyuncusu Arthur Ashe AIDS’den ölmekteydi. Dünyanın her kösesindeki

 hayranlarından mektuplar yağmaktaydı.Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:

 

 “Neden Tanrı böylesine kotu bir hastalık için seni seçti?”  Arthur Ashe buna şu cevabı verdi: 

Tüm dünyada…  50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 

5 milyon tenis oynamayı öğrenir, 

500,000 profesyonel tenisi öğrenir,

 50,000 yarışmalara girer,  5,000 büyük turnuvalara erişir, 

50’si Wimbledon’a kadar gelir,   4′u yari finale,  2’si finale kalır. 

Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya “Neden ben?” diyehiç sormadım. 

Ve buğun sancı çekerken, Tanrı’ya “Niye ben?” mi demeliyim?  

 Mutluluk insani tatlı yapar

Zorluklar güçlü yapar,

  Hüzün ise insan yapar,  Yenilgi mütevazı yapar,  Başari insani ışıldatır 

 Ama yalnız Tanrı yolumuza devam etmemizi sağlar.  

Tanrı’ya asla “Niye ben?” diye sormayın… Ne olacaksa olacak…O’nun kendine has usulleri vardır… Her şey kendi İyiliği için olur… 

 İnancınızı koruyun.   

 

Rasim Özdenören : Laiklik bir hayat tarzı olur mu?

Kategori: Siyaset — yagizkelimatlafizlar @ 1:00 pm

Rasim Özdenören : Laiklik bir hayat tarzı olur mu?

 

Laiklik bu ülkede ideolojik bir mahiyete büründürüldü. Yalnızca günümüzün sözünü etmiyorum, laikliğin bir Anayasa hükmü haline getirilmesinden bu yana (1937), bu kavram, bir ideoloji meselesi olarak algılandı. Niye böyle oldu? Çünkü bu ülkede laikliğe zemin teşkil edecek bir siyasal, toplumsal, dinsel gerçeklik mevcut bulunmuyordu.   Türkiye’de laiklik daima sekülarizm (secularism: dünyevilik, cismanilik) ile karıştırılmıştır. Laiklik ancak ve ancak kiliseli toplumlara mahsus bir siyasal örgütlenme biçimidir. Kilisesi olmayan toplumun laik olması da söz konusu değildir. Çünkü laiklik denilen olgu, din otoritesi olan kilise ile devlet otoritesi arasındaki yetki ayrışması ve bu ayrışmanın gerçekleştirilmesi zımnında iki otoritenin uzlaşması anlamına gelir.  Türkiye’de, kiliseye tekabül eden bir otorite söz konusu olmadığından, kiliseye tekabül eden gerçekliğin karşısına din çıkartılmıştır. İflah olmaz kafa karışıklığının kökeni de bu durumdan kaynaklanmaktadır. Aslında, bazılarının laiklik olarak atıfta bulunduğu “hayat tarzı”, sekülarizme yöneltilmiş sayılmalıdır. Onlar, biz, gündelik işlerimize dini karıştırmak istemiyoruz, demek istiyor.  Oysa laik ülkelerde, gerçekten laik olan ülkelerde, insanların kendi dinleri ile nizası yoktur. Fakat Türkiye’de terim yanlış kullanıldığından, ve yanlış kullanım artık önlenemez biçimde iliğe kemiğe işlediğinden, kimseyi bu yanlıştan kurtarmayı beklemiyoruz. Ancak sahih durumun bilinmesi de gereklidir.  ABD’nin laik bir ülke olduğu belli. Orada, başkan, göreve başlamadan önce, bir din adamının kendisine sunduğu İncil üzerine elini koyarak yemin etmek suretiyle göreve başlayabilmektedir. Bu, TBMM’de milletvekili seçilenlerin Anayasa’da öngörüldüğü biçimde yemin etmek suretiyle göreve başlaması türünden bir olaydır. Ancak ABD’de bu yemin dinî bir nitelik arz ederken, Türkiye’de seküler niteliklidir (laik nitelikli değil, seküler nitelikli). Böyle olduğu için, Türkiye’den Amerika’ya bakan biri, başkanın İncil üzerine yemin etmesinin nasıl olup da “laikliğe aykırı” sayılmadığına hayret etmektedir. Keza, Türkiye’den bakıldığında Hıristiyan âleminde nikahın kilisede kıyılmasının, yani tümüyle dinî nitelik arzetmesinin laiklikle nasıl bağdaştırılabildiğine de akıl erdirilemiyor. Tekraren belirtmiş olalım: din ve dünya otoritelerinin yetki ayrışması anlamına gelen laiklik ile işlerin dünyevi kurallarla yönetilmesi demek olan sekülarizm birbirinden farklı kavramlardır. Türkiye’deki uygulama, adı laiklik olarak konulmuş olmasına rağmen, aslında sekülarizme tekabül etmektedir.  Böylece, Türkiye’de “laikliğin elden gideceği” hususunda kaygı belirten bir kesimin kaygısının nesnel bir karşılığı olmadığı anlaşılmalıdır. Olmayan bir şeyin elden çıkması söz konusu olamaz. Kaygısını reel bir mesnede dayandırmadan kaygı duyduğunu söyleyen kimsenin yaşadığı ruh haline psikiyatride paranoya adı verilir.  Laiklik birey için bir hayat tarzı olarak öngörülebilir mi? Hayır. Laiklik birey yönünden bir hayat tarzı olamaz. Bir kere daha vurgulayalım, laiklik, kiliseli toplumlarda, kilise otoritesi ile devlet otoritesi arasındaki yetki ayrışmasının adıdır. Kilise ile devlet arasındaki siyasal pozisyonu işaret eder. Bireyin laik olamayacağını söyleyenlerin maksadı tam da bu gerçeklikte ortaya çıkar. Kendini laik olarak tanımlamak isteyen veya laikliği bir hayat tarzı olarak yaşamak istediğini söyleyen birinin maksadı sekülerliktir. Birey için ancak seküler hayat tarzı seçilebilir bir almaşık olarak öngörülebilir, laiklik değil…  Yenişafak20/05/2007 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ateşten Bir Yer Talebi

Kategori: Hikaye — yagizkelimatlafizlar @ 12:59 pm

Ateşten Bir Yer Talebi

 

Uzun müddet açıkta kalan bir kadı, Emir BuhariHazretlerine müracaat ederek bir makama tayini için kazasker efendiye bir tavsiyename yazmasını rica eder. Hazret-i Emir:

 

“Peki!” deyip derhal şu mealde bir tezkire yazar:

 

“Duacınızın mektubunu getiren, Cehennem’den bir hasır serecek kadar yer talebinde bulunduğundan, mes’ulüne müsaade buyurulması rica olunur.”

Tercih Senin

Kategori: Hikaye — yagizkelimatlafizlar @ 12:58 pm

Tercih Senin

Bütün ibadetlerine yerine getirmeye çalışan bir adam varmış.Orucunu tutar,zekatını verir,insanlara yardım elini uzatmaktan hiç geri kalmazmış.Yalnız bu adamın bir kusuru varmış:  Namaz kılmak ona çok ağır gelirmiş,üşenirmiş.Bir gün varmış gitmiş çok büyük bir hocanın yanına.  Demiş ki:  Hocam ne yap et beni şu namazdan kurtar.Namaz kılmamak için ne yapmam gerekse söyle yapayım.Yeter ki şu namazdan kurtulayım demiş.   Hoca:  Ya evlat ben hiçbir yerde ne duydum ne işittim bu namazdan kurtuluş yok,borcun kılacaksın demiş.  Adam yalvarmış bul hocam diye.Hoca müddet istemiş adam gitmiş.  Aradan haftalar geçmiş,adam gelmiş:  Buldun mu hocam demiş,kurtulacak mıyım?   Hoca:Buldum evladım eğer şu 5 şarttan biri sana uyuyorsa NAMAZ dan mesul değilsin:   1:ÖLÜ İSEN  2DELİ İSEN  3:ÇOCUK İSEN  4:HAYVAN İSEN  5:KAFİR İSEN tercih senin… 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Size de Yemin Ettirdi mi?

Kategori: Nükteler — yagizkelimatlafizlar @ 12:57 pm

Size de Yemin Ettirdi mi?

 

Sultan Üçüncü Mustafa Han, nükteleriyle meşhur Şair Haşmet’i merak edip görmek istemiş ve bu arzusu­nu Koca Ragıp Paşa’ya söylemişti. Paşa da

“Efendim, Haşmet hakikaten nüktedan bir adamdır ve nedim olmaya layıktır. Ancak kendisi pek arsız ve aç gözlüdür. Korkarım ki, ihsanınıza kanmayarak sizi ra­hatsız eder. İstirham ederim, kendisine bir şey ihsan buyurmayınız!”dedi.i

Ertesi gün Haşmet’e arsızlık et­memesini, bir şey istememesini sıkı tenbih ettikten ve bir de yemin ettirdikten sonra onu saraya göndermiş

Haşmet huzura çıktı ve pek çok nüktedanlık yaptı.

Sarayda üç gün kaldı, fakat hiç ihsan görmedi. Üçüncü günün sonunda tekrar huzura çıktı ve veda etti. Yine ih­san görmedi. Saraydakilerle vedalaştı, yine ihsan yok. Belki çıkışta verirler ümidiyle kapıya vardı, yine ihsan yok. Ağalara göründü, ihsan yok.. Geri döndü, huzu­ra çıkmak için izin istedi. Padişah onu kabul etti:

“Hayrola, hani gidiyordun, niye geldin? diye sordu. Şair Haşmet yer öptü, sonra pek müteessir bir halde:
 

“Efendimiz”, dedi. Ragıp Paşa beni·, buraya gönde­rirken bir şey istemememi tenbihle yemin ettirdi. Ben (le bir şey istemedim. Fakat giderken de bir ihsan çık­ii ıayınca merak ettim, acaba size de, Haşmet’e ihsanda lı”lunmayın diye yemin ettirdi mi?”
 

Haşmet’in bu sözünden memnun olan padişah ona umduğundan da fazla ihsanda bulundu.

<!– –>

WordPress.com'dan blog alın.