Yağız Kelimat Lafızlar

Mayıs 17, 2007

BEN BÖYLE OLMAMALIYDIM…

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 11:53 am

BEN BÖYLE OLMAMALIYDIM…

Ben böyle olmamalıydım!
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma,
İçime bir ateş düşmeliydi,
Ayaklarımın feri kesilmeliydi,
Kendimden geçmeliydim sonra,
Adını sayıklamalıydım adımı unuttuğumda,
Ama bunu kimse duymamalıydı,
Seni mahşere kadar saklamalıydım…
Ben böyle olmamalıydım!
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur,
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa,
Çalan her kapıya, “sensin” diye koşmalıydım…
Gece yıldızlarını serpince göğe, seni görmek için uyumalıydım.
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan, ben hep sana yormalıydım.
Şarkılar kime söylenirse söylensin, sana diye dinlemeliydim.
Türküler dolmalıydı odama.
“Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım” deyince bir ses, “selvi boylu yar” sen olmalıydın.
“Kömür gözlüm, ateşine düşeli” senin için söylenmiş söz olmalıydı
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamalıydım.
Böyle olmamalıydım!
Kelimeler Taif’i taşıyınca kulaklarıma, daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
Uhud anılırken, dişlerime sızı düşmeliydi.
Haremde bir ikindi vakti, kem gözler çevrilince sana,
Ve vefasız eller uzanınca yakana,
İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
Sen ötelere hazırlanırken, öteler senin için süslenirken,
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
Perdenin son kez kapanması gibi kapanmalıydı gözlerim.
Sonra içime doğru gerilip, seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
“ALLAH”(cc) deyip, düşmeliydim yere.
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamalıydım.
DURSUN ALİ ERZİNCANLI

 

 

Ve mahşer günü, uzaktan seni seyretsem, sana yakın olmak için can atsam,
Beni engelleseler, “sen kim, yakınlık kim” deseler,
Ben ağlamaktan konuşamasam, gözlerini çevirsen bana,
Benim cennetim bana bakan gözlerindir ve tebessüm etsen
Ama bunu kimse görmese, seni ebede kadar saklasam

 

<!– –>

“Günaydın Savcı Bey” Biz, Kenan Evren’i yargılayamadık Yunan darbeciler 33 yıldır hapiste

Kategori: Siyaset — yagizkelimatlafizlar @ 11:45 am

“Günaydın Savcı Bey” Biz, Kenan Evren’i yargılayamadık Yunan darbeciler 33 yıldır hapiste

 

Biz 60′tan itibaren darbecileri yargılasaydık 80 olmazdı. En yakın örnek Yunanistan. Darbeden sonra darbeciler çok kısa bir süre sonra kendilerini cezaevinde buldu. Şu anda sanırım 33 yıl oldu hâlâ cezaevindeler  SINAN K. BILGENOGLU

 

 

2000′den beri başınıza gelenleri kitaplaştırmasınız. Kitap ne zaman okuyucuyla buluşacak?Kitabın birinci cildi, Çiviyazıları‘ndan “Günaydın Savcı Bey” ismiyle bir ay içerisinde çıkacak. ‘Koruyorlar Netekim’ ve ‘Savcısını Yiyen Yargı’ serinin diğer iki kitabı olacak. İkinci kitap yazıldı, üçüncüsü de yazım aşamasında. » Kitaplarda neler anlatılıyor?

 

 

Birinci cildinde iddianame tanzimine kadar olan olayları ele aldım. Nasıl karar verdiğimi, nasıl hazırladığımı kısmen 12 Eylül’ü anlatarak başladım. Okuyucuyu sıkmasın diye elimden geldiğince hukuki terimlere boğmadan, sadece okur-yazar olan insanların bile anlayabileceği bir dilde hazırladım. İkinci ciltte ise iddianame tanziminden altı ay sonrasına kadar olan bölümü anlattım. Çünkü o altı aylık süre benim açımdan bir geçiş süreci oldu. Son cilt, hakkımda açılan davaların mahkûmiyetle neticelenmesi, meslekten ihraç edilmem, netice itibariyle devletin savcısını yemesini anlattım. Üçüncü kitabın başlığı Adnan Ekinci’ye aittir. Kitap başlıklarını mümkün olduğunca basının benim hakkımdaki olaylara uygun gördüğü başlıkları kullandım. Bir yerde basının bana verdiği desteğe teşekkür etmek istedim. Kitapları yazmaya neden ihtiyaç duydunuz?

 

 

Yaşadığım olayların bilinmesinde fayda olduğunu düşündüm. Ancak kitabı yazarken kendi duygularımdan ziyade olayları ön plana çıkardım. Ümitsizliklerimi, hayal kırıklıklarımı veya kızgınlıklarımı kitaba yansıtmadım. İnsan olarak bütün bu duyguları hissedersiniz ama bunlar romanlarda söz konusu olmalıdır. Böylesine önemli bir davada ise sadece olayları vermeye çalıştım. Ayrıca çeşitli kesimlerden anılarımı yazmam yönünde talepler geliyordu. Bir yerde onların isteğini de karşılamış oldum. » Mesela, bir yazarın romanındaki bir karakter komünist propaganda yapıyor. Kitabın yazarı komünist propaganda yapmaktan hapse giriyor. O zaman polisiye romanları yazanlar da kitaptaki karakter cinayet işlediği için, cinayetten hapse mi girmeli?

 

İşte Elif Şafak‘ın başına gelen bu. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekten yargılandı. Neyse ki beraat etti, ama arkasında bir kamuoyu olmasaydı, Elif Şafak, Elif Şafak olmasaydı belki de ceza alırdı. Burada çifte standart var. Düne kadar solcuya düşman gözüyle bakarlardı. Şimdilerde İslamcılara düşman gözüyle bakıyorlar. Bizde hukuk tahterevalli. Bir dönem sol mahkûmiyet alıyor, bir dönem sağ. Eğer bir şey suçsa her dönemde suçtur. Türkiye’de hukuk mantığı ile bağdaşmayan çok şey var. Birisinin işine geldiği gibi çalışıyor. Kenan Evren’in sözlerinden dolayı soruşturma açan savcılar var. Onlara da soruşturma açılır mı?Sanmıyorum. Çünkü başsavcının talimatı var. Başsavcı bir yerde bakanlığı temsil ediyor. Peki Şemdinli iddianamesini hazırlayan savcının başına gelenleri nasıl değerlendiriyorsunuz?Şemdinli olayları iddianamedeki malum kişi yüzünden gölgede kaldı. Savcı da hak etmediği bir şekilde cezalandırtıldı. Cezalandırıldı demiyorum, cezalan-dırtıldı. Aradaki farkı anlıyorsunuzdur herhalde. Aslında iddianame tam yüz sayfalık titiz bir çalışma. Benim iddianamem sadece beş sayfaydı. Bu açıdan baktığınızda uzun ve titiz bir çalışma. Savcının tek hatası, tefrik kararında yazması gerekeni iddianamede yazmasıdır. Bunu yapmasaydı nasıl ceza vereceklerdi doğrusu ben de merak ediyorum. Mutlaka bir bahane bulunurdu da, o bahane ne olurdu onu merak ediyorum. Evren’in dokunulmazlığının sınırları nedir?Kenan Evren her şekilde yargılanabilir. Hiç bir şekilde dokunulmazlığı yok. Sade vatandaştır, ama bazı suçlar bazı insanların konumları itibariyle daha hoşgörülü karşılanabilir. Savcılık safhasında değil, mahkeme safhasında. Suçlu bulunsa bile suçu ertelenebilir. Peki Evren’in yaptığı darbeden dolayı yargılan-mamasının, darbecileri veya bu fikri aklından geçirenleri cesaretlendirici edcisi olabilir mi? Son çıkan darbe girişimi haberleri ile ilgili yorumlarınız.Biz 60′tan itibaren darbecileri yargılasaydık 80 olmazdı. Çünkü zaten 6o’ı yargılamışsınız ne 71, ne 80 olabilir, göze alamazlardı. En yakın örnek Yunanistan. Darbeden sonra darbeciler çok kısa bir süre sonra kendilerini cezaevinde buldular. Şu anda sanırım 33 yıl oldu hâlâ cezaevindeler. Son darbe söylentisi, darbecilerden hesap sorulmadığı müddetçe darbe heveslilerinin her zaman olacağının en açık göstergesidir. Sonradan bu günlüğü yalanlama çabaları sadece gerçeği gizlemeye yöneliktir. Ben şahsen bugünlüğün gerçek olduğu kanaatindeyim, zira günlük 1957 yılından başlayıp devam ediyor. Sahte bir günlükte bu kadar teferruat ve 50 yıllık bir mazi yer almaz. Belki üç beş yıllık bir dilimi kapsar. Adam kalkacak sahte günlük hazırlıyorum diye günlük sahibinden başka kimsenin bilmediği zaman dilimlerini ve kişileri yaza-cak,bana biraz hayali geliyor. Bunun yerine günlüğü doğru kabul etmek daha gerçekçi. » 2000 yılına dönersek başınıza gelenlerden çıkarttığınız sonuç nedir? Bir savcı arkadaşınız bize gelse ve Kenan Evren’e hakkında iddianame düzenlemek istediğini söylese ona ne tavsiyelerde bulunursunuz?Aynı koşullarda olsak, bana gelse her şeyden önce yapması gerektiğini, ama yaparsa başına istenmedik şeylerin gelebileceğini anlatırım. Bu hukuk dışıdır. Orada savcı hata yapmıştır. Usul hataları yapmıştır falan bunlar ayrı mesele. Öbür taraftan yine savcıya yapılan hukuk dışı bir muamele vardır; çok ağır biçimde cezalandırılmıştır. Bütün bunları hatırlatırdım. Bir hukuksuzlukla karşı karşıya olduğunuzu söylüyorsunuz. Peki mesleğe geri dönebilmek için hukuki bir yol aradınız mı?

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye’de bu mümkün değil. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSKY) kararlarına karşı hiç bir yargı mercisine gidemiyorsunuz. AİHM‘e gittim, ‘Bu tür davaları görmüyoruz’ diye şimdilik reddetti. Şimdilik diyorum, çünkü başka bir başvurumu kabul etti. AÎHM ilk defa HSYK‘ye karşı bir davayı kabul etti. Bu büyük bir adım. eğer beni haklı bulursa çok güzel olacak. En azından hakimler ve savcılar için kısmen bir çıkar yol olacak. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yüksek lisansa başlamışsınız. Tez konunuzu seçtiniz mi?Tezimi bu ay seçeceğim. Büyük bir ihtimalle ya 1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesi ya da hâkim ve savcıların ifade hürriyeti konusunda yapacağım. İkisi de beni ve meslektaşlarımı yakından ilgilendiren konular. Zannedersem ikinci konu daha ağır basıyor. Geçiminizi sağlayabiliyor musunuz?

 

 

 

Parasızlık herkesin derdi. Çok şükür geçiniyorum. Neyse ki o zamanlar emeklilik hakkımı elde etmiştim. Benden çok daha kötü durumda olanlar var. Başka bir savcı vardı ihraç edilmiş. Çocuk 850 liraya iş bulmuş, çoluk çocuk falan geçinemiyorlar. Bu çocuk savcı olarak doktorasını yapmış. Toplasan Türkiye’de 10 kişiyi geçmez. Meslekten ihraç edilme sebebi de eşinin türbanlı olması. Farz edelim ki kendisi irticai düşünceler taşısın kafasında veya komünist faaliyetler taşısın. E sen şimdi kafasındaki düşüncelerden ötürü adamı asacak mısın? Eğer mesleğine yansıtmıyorsa sanane solcu, sağcı. Bu adam insan değil mi. İllaki bir düşüncesi olacak. Bunu anlamak mümkün değil. Türkiye bir acayip memleket. Türkiye’de fikirler yasak darbeler serbest

 

 

Kenan Evren’in yargılanmasının önündeki engel, Türkiye demokrasisinin gerçek yüzüdür diyebilir miyiz?Yargılanmaması demokrasiyle ilgili olan bir şey değil. Aslında bu son beyanından dolayı yargılanmaması lazım, çünkü orada bir fikir beyanı var. Fikir beyanında bulunan kişinin onu fiilen gerçekleştirecek bir durumu yok ise ne olabilir ki. DEMOKRASİ TAHAMMÜL REJİMİDİR

 

 

Türkiye de yanlış olan bu; fikirler yasak, darbeler serbest. Demokrasi her şeyden önce tahammül rejimidir, hoşgörü değil, tahammül. Adam öldürmek TCK’da suç. Mesela ben desem ki “Adam öldürmek suç olmamalı”. Ben şimdi bunu söyleyerek adam öldürmüş mü oluyorum. SİYASETTE BOŞLUK YARATILDI

 

 

12 Eylül Türkiye demokrasisine de ekonomisine de çok büyük zararlar vermiştir. Öncelikle siyasette derin bir boşluk yaratmıştır. Deneyimli ve nitelikli politikacılar devre dışı bırakılınca meydan acemilere veya kalitesi denenmemişlere kaldı. Bu da tabii siyasette bocalama ve hatalar yarattı. YAPANIN YANINA KÂR KALIYOR

 

 

Darbe ile indirilir ve hapsedilirim korkusu ile pek çok kaliteli insan siyasetten uzak durdu. Bundan da önemlisi, darbeden sonra pek çok insan hakkı ihlalleri yaşandı ve bunların hesabı sorulamadı. Yani yapanın yanına kâr kaldı. Halbuki ormandan iki tane odun çalanı bile en ağır şekilde cezalandıran bir hukuk sistemimiz var. Odun çalan ceza alırken hayatları çalanların cezasız kalması adalet mantığına uymaz. Son günlerde ortaya çıkan emekli paşaların darbe planları ile iddialar, darbecilerden hesap sorulmadığı müddetçe darbe heveslilerinin her zaman olacağının en açık göstergesidir. Günlüğü yalanlama çabaları gerçeği gizlemeye yöneliktir, gerçek olduğu kanaatindeyim. Zira günlük 1957 yılından başlıyor. Sahte bir günlükte bu kadar teferruat ve 50 yıllık bir mazi yer almaz. Şemdinli olayları iddianamedeki malum kişi yüzünden gölgede kaldı. Savcı da hak etmediği bir şekilde cezalandırtıldı. Cezalandırıldı demiyorum, cezalandırtıldı. Aslında iddianame tam yüz sayfalık titiz bir çalışma. Bu açıdan baktığınızda uzun ve titiz bir çalışma. Savcının tek hatası, tefrik kararında yazması gerekeni iddianamede yazmasıdır. SACİT KAYASU KİMDİR?

 

 

 

 

 

 

1952 yılında Denizli’ye bağlı Sarayköy’de doğan Sacit Kayasu, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde gördüğü hukuk eğitiminin ardından 12 yıl avukatlık yapan Kayasu, avukatlığın ardından sırasıyla Çamlıhemşin, Oğuzeli, İğdır, Adıyaman, Ödemiş ve Adana’da 12 yıl savcılık yaptı. Adana savaşıyken Kenan Evren hakkında bir iddianame hazırladığı için meslekten ihraç edilen Sacit Kayasu, şu an Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyor. KENAN Evren hakkında iddianame hazırlaması sürecini anlattığı üç ciltlik kitabının birinci cildi mayıs ayının başlarında çıkacak. Sacit Kayasu, evli ve 3 çocuk babası.  

 

Yeniden Cumhurbaşkanı mı? Vizyonsuzluk damarlarda galiba

Kategori: Editör Yazıları — yagizkelimatlafizlar @ 11:42 am

Yeniden Cumhurbaşkanı mı? Vizyonsuzluk damarlarda galiba

 

Tevbeler olsun.Daha neler?Az mı terörist affetti.Sizin daha affedilmeyi bekleyen terörist kardeşleriniz mi var? Bu millete akıl fikir ver Yarabb!!

Bu global çağda böyle insanların başta kalmasını istemek,şaka değilse ancak körlük olabilir.

Ülkemizin ilerlemesi ve çağdaş dünyada yapmış olduğu atılımları varsa neler haber verin de biz de öğrenelim Allah aşkına!!!

Bırakın uzayan süresine bile ülkenin geleceği için artan kayıplar olarak görüyorum.Maddi ve manevi ülke birlik,dirlik ve kalkınmasına bir artısı varsa söyleyin de, bilelim.Bizim bilmediğimiz bir cahaletimiz varsa aydınlatırsanız sevinirim.Çocuklarımın geleceği için çalışmadan “çankaya kuşu” olmanın ötesine gitmeyenleri,yine çocuklarım için kınıyorum. Allah yazdıysa bozsun. Eksik kalsın.

Demirel’in Anap ve DYP’yi birleştirip, yeniden Cumhubaşkanı olma gayret ve heveslerine de mason biraderlerin adam bulamadıkları için pofpof’ladığını ve heveslendirdiklerini düşünüyorum.Bu millet, ikisini de istemiyecektir.

Yeniden Cumhurbaşkanı mı? Vizyonsuzluk damarlarda galiba!

<!– –>

Fatih Sultan Mehmed’in Bedduası

Kategori: Tarih — yagizkelimatlafizlar @ 11:38 am

Fatih Sultan Mehmed’in Bedduası

 

Hünkar’ın Ayasofya ile alakalı bedduasının hışımına mı uğradık?O’nun vasiyet namesindeki şu bedduayı hatırlamak acaba bizi bir uyanış ve silkinişe kavuşturabilir mi?:  “Benim bu camimi, camilikten çıkaranlar, Allah’ın (c.c), meleklerin ve bütün Müslümanların lanetine uğrasınlar!.. Onlar, hiçbir zaman hafiflemeyen bir azap içinde bulunsunlar!.. Yüzlerine bakan ve kendilerine şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın!..”  Şair, bu hazin manzarayı söyle ifade ediyor:  AYASOFYA Ürperdi hayâlim, bu nasıl korkulu rüya?.. Şaştım, neyi temsil ediyorsun. Ayasofya?..   Çöller gibi ıssız, ne hazin ülke muhitin,Yâd el gibi, yurdunda garip olmalı mıydın?..  Beş yüz senelik bezmine ermekti ümidim,Çöller gibi ıssız, seni ben görmeli miydim?..  Bayram, Ramazan, Cum’a, mübârek gecelerde,

Avize değil, mum bile yanmaz mı içerde?.. 

 

Gâşyolmuş İbâdetlere hayrandı felekler..

 

Tekbirine ses verdi, asırlarca melekler.. 

Coşmaz mı denizler gibi, yâdındaki âlem?.. Göklerde melekler, tutuyor hep sana mâtem..  

 

 

Yâdında bin üç yüz senelik menkıbeler var.

 

Her menkıbe, hicrânına mâtem tutar, ağlar!.  

Beş yüz sene âlem, seni tehdit ediyorken, Devler gibi düşmanlara, meydan okudun sen!.. 

 

 

Târihimin ömründe, gönüller dolu güldün,

Çılgınca esen, bir acı rüzgârla döküldün!.. 

Paslanmada! Altın yazılar, âh! O eserler. Kabrinde kan ağlar, bunu gördükçe (Kazasker).. 

 

 

Fâtihleri ağlatmada, hâlin, Ulu Mâbed..

 

Yâdın, kanar imânlı gönüllerde müebbed!…  

Gamlı renklerle örülmüş, ne hâzin çerçevesin, Bir yıkık türbe mi, virâne misin, yoksa nesin? 

 

 

Bak, hayâlimdeki âlem, geliyor vecde yine,

 

Gözlerim daldı; sütunlarla (Fetih Âyeti) ne!.. 

Muhteşem âbidesin: Dinimin ulviyetine, Remz idin, beş asır ecdâdımızın şevketine!… 

 

 

Aldı senden beş asır, azmine kuvvet kaleler..

 

Yine hep, aynı tehassüsle yücelmiş kuleler.. 

Nerde: Yandıkça, Süreyyâlara dehşet vererek, Coşan âvizelerinden yayılan: Bin bir renk!..  

 

 

Çan sesinden, seni kurtarmış ezanlar nerde?..

 Hani bülbül gibi Kur’ân okuyanlar nerde? 

0 ezanlar, bütün İslâm’a şerefler verdi, Sanki her pencere, lâhuta bakan gözlerdi!.. 

 

 

O ilâhî yüce sesler, yine gelmez mi dile?

Şimdi artık, işitilmez mi, sönük nağme bile? 

Şimdi Cennet, sana sermez mi yeşil gölgesini?.. Şimdi hûriler, işitmez mi ilâhî sesini?.. 

 

 

Nice bin hâtıra, gönlümde coşup canlanıyor..

 

O ne parlak görünüş! Sanki hayâlim yanıyor!  

Hutbeler çağlamaz olmuş, şu yeşil minberden, Gamlı bir gölge yayılmakta bugün, her yerden! 

 

 

Gizli bir âh ile artık yanar ağlar mı için?..

 

Nice bin dert ile kalbin doludur çünki senin! 

Hangi eller, sana akşamları, zincir vuruyor? Yüce feryâdını, kimler boğuyor, susturuyor?.. 

 

 

Sen, ne âlemleri gördün, ne ömürler sürdün..

 

Batı dünyasına dehşet saçıyorken daha dün. 

Gizli kurşunla, habersizce vuruldun mu bugün?.. Dönmeler, dans ederek yapmada karşında düğün’…  

 

 

Dehre meydan okuyan, koskoca tarih, nerde?’..

 

Ülkeler fetheden erler, yüce (Fâtih) nerde?.. 

Seni Tevhide kavuşturmanın aşkıyla yanan, O şehir orduların, döktüğü seller gibi kan, 

 

 

Heder olmuş mu desem? Ah! Dilim varmaz ki,

Bugün onlar bile, mâtem tutuyorlar. Belki! 

Bugün ağlattın eminim, ölüler âlemini, Kerbelâ tutsa gerektir yeniden mâtemini!.. 

 

 

Tek ziyâretçin olan gün de yol almış gidiyor,

 

Muhteşem kubbeni, zulmette nasıl terk ediyor?’..  

Cemiyetlerden uzak; çölde mezâr olsaydın, Orda billâhi, mezarlar bile senden aydın!.. 

 

 

Çöllerin, Ay-Güneş, en hisli ziyâretçisidir,

 

Hilkâtin Arşa çıkan zikrini her an işitir! 

Şu perişan denizin inlemesinden duyulan! Hıçkırıklarla boğulmuş, tutuşan bir hicran!.. 

 

 

Çağıdır ağlamanın, ey Ulu Mâbed, ağla!..

 

İntikam aldı firenkler, seni ağlatmakla!.. 

Dostun ağlarken, o bir yanda da düşman gülsün, Kanamıştır yeniden kalbi, hazin (Endülüs)’ün!..  

 

 

Bu elim fâcia, billâhi, yürekler acısı,

Müslüman Türkün evet şimdi bu en kanlı yası!.. 

Ey derin fâcia, manzumeye sen sığmazsın, Tutuşup yanmada kalbim, seni târih yazsın!. 

 

WordPress.com'dan blog alın.