Yağız Kelimat Lafızlar

Mayıs 13, 2007

AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 7:43 pm

AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL

 

” – Allaha dayanmak mı ? Asırlarca dayandık !

Düştükse bu husrana , onun narına yandık !

Yetmez mi çocukluktaki efsaneye hürmet ?

 

Hala mı reşid olmadı , hala mı bu ümmet ?

 

Dersen ki : ufuklarda bir aydınlık uyansın ;

 

Maziye ateş vermeli , baştan başa yansın !

 

Şaşkınlık olur köhne telakkileri ihya ;

 

Şeyda-yı terakki , koşuyor baksana dünya .

 

Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır ;

 

Ben kanmıyorum , git de sen aptalları kandır ! “  

 

- Allah’a değil taptığın evhama dayandın ;

 

Yandınsa eğer , hakk-ı sarihindi ki yandın .

 

Mefluc ederek azmini bir felc-i iradi ,

 

Yattın kötürümler gibi , yattın mütemadi !

 

Madem ki didinmez , edemez , uğraşamazsın ;

 

İksir-i beka* içsen , emin ol yaşamazsın .

 

Mevcud ise bir hakk-ı hayat ortada şayet ,

 

Mutlak değil elbette , vazifeyle mukayyet .

 

Takyid-i İlahi ki : bila-kayd ona münkaad .

 

Kalbinde cihanlar daraban eyleyen eb’ad .

 

La-kayd olamazdın , biraz insafın olaydı ,

 

Duydukça bütün sine-i hilkatten o kaydı .  

 

 

” Allah’a dayandım ” diye sen çıkma yataktan …

 

Mana-yı tevekkül bu mudur ? Hey gidi nadan !

 

!!!Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu ;

 

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu ?!!!

 

Üç kıtada , yer yer , kanayan izleri şahid :

 

Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücahid .

 

Alemde ” tevekkül ” demek olsaydı ” atalet ”

 

Miras-ı diyanetle yaşar mıydı bu millet ?

 

Çoktan kürenin meş’al-i tevhidi sönerdi ;

 

Kur’an duramaz , nezd-i İlahiye dönerdi .  

 

” Dünya koşuyor ” söz mü ? Beraber koşacaktın ;

 

Heyhat , bütün azmi sen arkanda bıraktın !

 

Madem ki uyandın o medid uykularından ,

 

Bir parçacık olsun , hadi , hiç yoksa , kımıldan .

 

Ensendekiler ” leş ” diye çiğner seni sonra ;

 

Ba’s*in de kalır ta gelecek nefha-i Sura !*

 

Çiğner ya , tabi , ne düşünsün de bıraksın ?

 

Bir parça kımıldan diyorum , mahvolacaksın !

 

 

Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz ;

 

Davranmayacak kimse bu meydana atılmaz .

 

Müstakbeli bul , sen de koşanlarla bir ol da ;

 

Maziyi , fakat , yıkmaya kalkışma bu yolda .

 

Ahlafa döner , korkarım , eslafa hücumu :

 

Mazisi yıkık milletin atisi olur mu ?  

 

Ey yolcu uyan ! Yoksa çıkarsın ki sabaha :

 

Bir kupkuru çöl var , ne ışık var , ne de vaha ! 

Mehmet Akif Ersoy

<!– –>

Onların alameti nedir?…

Kategori: Hadis — yagizkelimatlafizlar @ 7:42 pm

Onların alameti nedir?…

 | Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Ebu Said ve Enes (radıyallahu anhüma) anlatıyorlar:“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

Ümmetimde ihtilaf ve ayrılıklar meydana gelecek, (Onlardan) bir grup lafıyla güzel, ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur’ân’ı okuyacaklar, ancak köprücük kemiklerinden aşağı geçmeyecek. Bunlar, dinden tıpkı okun avı delip geçmesi gibi çıkarlar. Onlar, ok kirişine dönmedikçe bir daha dine geri gelmezler. Bunlar mahlukatın en şeriridir. Onları öldürene ve onlar tarafından öldürülene ne mutlu! Onlar insanları Kitabullah’a çağırırlar, fakat kitaptan zerre kadar nasipleri yoktur.

Yanında bulunan Ashab:

Ebu Davud, Sünnet 31, (4765).Benzer bir rivayeti Ebu Saidi’l-Hudri’den Sahiheyn kaydetmiştir. Buhari, Fezailu’l-Kur’an 36, Menakıb 25, Edeb 95, İstitabe 6, 7; Müslim, Zekat 143-148, (1064); Muvatta, Kur’ân 10, (1, 204, 205); Nesai, Zekat 79, (5, 87), Tahrim 26, (7, 119

Ey Allah’ın Resûlü dediler. Onların alameti nedir? diye sordular da: Tıraş olmak! buyurdular.”

 

 

CHP, ‘müdahaleyi’ nasıl kışkırttı?

Kategori: Siyaset — yagizkelimatlafizlar @ 7:35 pm

CHP, ‘müdahaleyi’ nasıl kışkırttı?

 

                                                

Hizipçilik demokrasiyi tehdit ediyor Baykal yönetiminde CHP’nin yürüttüğü muhalefetin birinci ayağı, askerlerin müdahalesi ile AKP iktidarını düşürmeye veya etkisiz kılmaya çalışmak. 

 

İkinci ayağı ise yıkıcı muhalefet: Ne pahasına olursa olsun iktidarın başarılı olması engellenmelidir.  Hükümetin hareket alanı daraltılmalı, köşeye sıkıştırılmalı, tuzaklar kurulmalı, yanlış yapmaya sevk edilmeli ve ülkenin çıkarlarına ters bile olsa muhtemel başarısı sabote edilmelidir. Bu yıkıcı muhalefet çizgisi, 2002 seçimlerinden hemen sonra Baykal tarafından tasarlandı; planlı ve kontrollü bir şekilde dozu giderek yükseltilerek uygulandı. Baykal, yıkıcı muhalefet çizgisini saklamak ve seçmenin tepkisinden olabildiğince sakınmak için, seçimleri izleyen ilk günlerde farklı bir izlenim vermeye çalıştı. Seçim sonuçları belli olduktan hemen sonra, aklından geçenleri aynen şu sözcüklerle dışa yansıtıyordu: “… sabote etmeyeceğim, iktidarın önüne mayınlar döşemeyeceğim.” (6.11.2002)  Bazı gözlemcilere göre Baykal, AKP iktidarının her yaptığına karşı çıktı, “muhalefet için muhalefet” yaptı. Pek çok yorumcuya göre ise CHP, sosyal demokrat çizgiden milliyetçi ve tutucu bir konuma kaydı. Bu iki yorum da tam anlamıyla doğru değil. Baykal, iktidarın her yaptığına değil, Türkiye’nin çıkarlarına uygun olsa bile, AKP’ye puan kazandıracak her uygulamaya muhalefet etti. Buna karşılık, destek olacağız diye tuzaklar kurarak, AKP’ye yanlış yaptırtmaya çalıştı.  Baykal’dan AB ile ilişkilere sabotaj…  AB’yle üyelik müzakerelerinin başlaması kararının alındığı Aralık 2002 Kopenhag zirvesi sırasında Baykal’a göre AKP hükümeti masadan kalkmalı ve müzakerelerden çekilmeliydi. O takdirde, CHP de hükümetin yanında duracaktı! Bu tutumun gerçek nedeni, AB çevrelerinde mevcut yaygın önyargılara rağmen, müzakerelerin başlamasıyla Türkiye’nin özellikle ekonomide önünün açılacak olmasıydı. Daha da kötüsü, Baykal’ın yürüttüğü Kuzey Irak siyaseti: Hükümet Kuzey Irak’a asker gönderip savaş yapmak için TBMM’de karar almalıydı ve CHP de buna destek olacaktı! Öylece, seçim öncesinde AKP hükümeti korkunç bir dipsiz kuyuya düşecekti. Ancak, Baykal’ın AKP’ye kurduğu tuzakların, aslında Türkiye’nin çıkarlarına kurulan tuzaklar olduğuna dikkat edilmeli. AB’yle ilişkilerin iyi gitmesi ve giderek güçlenmesi, geride bıraktığımız dönemde AKP iktidarının başarısını belirleyecek en önemli etkenlerden biriydi. O nedenle Baykal, “sabote etme ve mayın döşeme” siyasetini en yoğun olarak o alanda kullandı. Denilebilir ki, Türkiye-AB ilişkilerini sabote etmek ve mayınlar döşeyerek ilerlemeyi yavaşlatmak, geçtiğimiz dönemde Baykal siyasetinin en belirleyici özelliği oldu. Açıkça AB’ye karşı çıkamadığı için, en samimiyetsiz görüntüleri tam da o alanda oluştu.  İfade özgürlüğü önünde hâlâ mevcut yüz kızartıcı engeller ve Kıbrıs sorunu, Türkiye-AB ilişkileri önünde duran iki büyük darboğaz. Baykal, sabotaj çukurlarını en çok bu iki darboğazda kazdı. AKP iktidarı Annan Planı’nı destekleyerek Türkiye’ye önemli bir diplomatik üstünlük sağlarken, CHP anlaşılmaz gerekçelerle engellemeye çalıştı. Çünkü Baykal’ın siyaseti, adadaki sosyal demokratları da karşısına almak pahasına bile olsa, sorunun çözülmesini değil çözümsüzlüğün devamını gerektiriyordu.  Sosyal demokrat CHP’nin yürüttüğü muhalefetin, hiç değilse düşünce ve ifade özgürlüklerinin genişletilmesi için AKP’den daha özgürlükçü ve iktidara baskı yapan bir doğrultuda olması beklenirdi. Fakat tersine, 301′i değiştirmek Baykal’a göre “hainlik”. Çünkü Baykal’a göre 301 şimdi, AB ilişkilerini sabote etmek için kullanılabilecek etkili mayınlardan biri. Baykal muhalefeti, düşünceleri nedeniyle yargılanan yazarların, gazetecilerin, aydınların üzerinde devam eden baskılarla da hiç ilgilenmedi.  Parti içi hizipçilikten…  Sadece AB’yle ilişkiler açısından değil, Türkiye’nin başta ekonomi ve demokrasi olmak üzere her alanda önünün açılması ve yükselen bir ivmeyle güçlenmesinin en önemli koşulu, Kürt sorununun demokrasi temelinde bir çözüm yoluna girmesi. O nedenle, CHP’nin en katı ve sabote edici bir başka direnişi Kürt sorunu üzerinden de yürütüldü. İzlediği muhalefetin sonuçları itibarıyla Baykal liderliğinde CHP’nin şimdi tutucu ve etnik milliyetçi bir çizgiye kaydığı doğru. Ancak bu durum, partinin yaşadığı bir ideolojik arayış ve dönüşüm sonucu olmaktan çok, Baykal tarafından yürütülen oportünist ve yıkıcı muhalefet anlayışının bir neticesi. Zaten CHP’nin ciddi sorunlarından biri de tam burada yatıyor. Partiye AB karşıtı, etnik milliyetçi ve tutucu bir görünüm kazandıran şey, samimi ve partili kadroların arayışı sonunda gelinen yeni bir ideolojik konum değil; büyük ölçüde Baykal’ın iflah olmaz hizipçilik alışkanlığından kaynaklanan, samimiyetsiz ve ilkesiz siyasetler üzerine kurulu, fikrî yönleri hiç bulunmayan yıkıcı muhalefet anlayışının bir sonucu. O nedenle AB karşıtı, milliyetçi ve tutucu seçmenin büyük çoğunluğunun, ideolojik yönden daha inandırıcı, duygusal yönden daha samimi bulduğu partilere yönelmesi beklenebilir.  Baykal, bir profesyonel hizipçi. Parti içinde hayatı boyunca yürüttüğü profesyonel hizipçilik siyaseti, birçok bakımdan şimdi muhalefette yaptıklarına benziyor. Her iki durumda da, iktidarda bulunanları ne pahasına olursa olsun yıpratmaya ve başarısız kılmaya dönük yıkıcı bir muhalefet anlayışı mevcut. Doğurduğu sonuçlar açısından da benzerlik var: Baykal hizbinin siyaseti, ülkenin kurumsal yapısı en güçlü partisinde demokrasiyi tamamen bitirdi; şimdi, temel özelliği kavgacılık olan bu hizip siyaseti, ülkede demokrasiyi tehdit ediyor. Ancak parti içi siyasetle ülke siyaseti arasında önemli bir fark var. Parti içinde iktidar olmak ve iktidarı koruyabilmek için, hizipçi bir dar kadronun delege oyunlarını başarıyla tezgâhlaması yeterli. Ülkede iktidar olmak için, seçmenin umudunu ve güvenini kazanmak gerekiyor.  Gerginlik siyaseti…  Mevcut yasama döneminin sonunun cumhurbaşkanlığı seçimine denk gelmesi, Baykal yönetiminde CHP’nin izlediği muhalefeti daha açık bir şekilde gözler önüne serdi: Kavga ve gerginliğe kurgulanmış; sürekli negatif enerji yayan; yaratıcı ve yapıcı olmaktan uzak; ülkenin büyük ve gerçek sorunlarına kayıtsız; ve, bıkkınlık verecek derecede kişisel, kişilere indirgenmiş bir siyaset. Baykal’ın kazançlı çıkabileceği bir durum olarak gördüğü, sürekli yürüttüğü açık tahriklerin ve gerginlik siyasetinin de gösterdiği gibi, cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle askerlerin müdahale etmesi ve bir kriz çıkmasıydı. Bu hedefine ulaştı. Ancak bu durumda gelişmeleri öngörmek ve kontrol etmek zor. Eğer kriz, seçimleri de kapsayacak kadar yaygın bir kutuplaşma sonucu doğurursa, CHP oyunu artırsa bile, kutuplaşmanın diğer ucundaki AKP’nin oyu daha fazla artabilir. Kötü bir ihtimal, doğacak krizle beraber ülkenin ekonomiyi de kapsayan ciddi bir istikrarsızlığa kayması. Böyle bir krizin içinden sadece Türkiye’nin değil, Baykal’ın ve CHP’nin nasıl çıkabileceği de belli değil.  2007 seçimlerinde Baykal liderliğindeki CHP’nin kaderini belirleyecek tek etken, hiç şüphesiz, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde izlenen gerginlik ve tahrik siyaseti değil. Dünya giderek inanılmaz bir hızla değişiyor. Bu hızlı değişime ayak uydurabilmek ve başarılı olabilmek için, dünyayı doğru algılayan ve doğru kararlar alabilecek bir siyasi liderliğe ihtiyacımız var. AB’ye karşı, yabancı sermayeye ve ekonominin dış dünyaya açılmasına karşı, halkın somut ve günlük sorunlarına dönük hiçbir programı olmayan, temel hak ve özgürlüklerin genişlemesine direnen, Kürt sorununun demokratik çözümünün sözünün edilmesini bile duymak istemeyen, Kuzey Irak’ta savaş, Kıbrıs’ta çözümsüzlük arayan, askerlerin vesayeti altında bir demokrasi isteyen ve iktidarı ancak öyle hayal edebilen bir CHP’nin, Türkiye’nin günümüzde ihtiyaç duyduğu siyasi liderliği taşıyabilmesi mümkün değil. ozdalga@tempo.com.tr  CHP PARTİ MECLİSİ ESKİ ÜYESİ – HALUK ÖZDALGA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşte ’sivil(!?)’ miting!!

Kategori: Haber — yagizkelimatlafizlar @ 7:33 pm

İşte ’sivil(!?)’ miting!!

Emekli Albay Fikri Karadağ, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, emekli Korgeneral Yaşar Müjdeci, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, emekli Orgeneral Şener Eruygur, Türkan Saylan, Nur Serter..

SİVİL!!! DEMOKRASİ MİTİNGİNE KATILAN VE EL ALTINDAN ORGANİZE EDENLERİN SAYISI SİVİLLERDEN DAHA FAZLA ASKER KÖKENLİLER!! CUMHURİYET MİTİNGİ İÇİN ALANA GETİRİLEN ZÜBEYDE HANIM PANKARTINI TAŞIYANLARI TEBRİK EDİYORUZ!!  ÇÜNKÜ BU RESİMLE BİR MESAJI VERME İMKANI SAĞLADILAR.. ZÜBEYDE HANIM BAŞINDAKİ O ÖRTÜYLE MEYDANLARA GİREBİLİR AMA BAŞTA SAYIN A.NECDET SEZER OLMAK ÜZERE, BAYKAL, SAYLAN VE SERTER GİBİLER MÜMKÜN DEĞİL MUSTAFA KEMAL’İN ANA’SI ZÜBEYDE HANIMI KAMUSAL ALANA SOKMAZLAR!İLGİNÇ BİR İRONİ DEĞİL Mİ? İzmir mitinginden çarpıcı notlar  Edip Akbayram eline bayrak almak istemediBölücü terör örgütü PKK’nın düzenlediği etkinliklerin vazgeçilmez ismi sanatçı Edip Akbayram, İzmir’deki mitingde de sahne aldı.  Hatırlanacağı gibi Akbayram 1 Nisan 2007′de Londra’da PKK bayraklı ve Apo posterli bir konserden iki hafta sonra Ankara’daki Cumhuriyet Mitingi’ne katılmıştı. Dünkü mitingde sahnede şarkı söyleyen Akbayram’ın eline bir bayan tarafından Türk bayrağı verildi. Bu olay karşısında şaşıran Akbayram birkaç saniye hareketsiz kaldı. Bayrağı veren bayan eliyle Akbayram’ın bayraklı elini sallamaya çalıştı ancak bunda başarılı olamadı. Sanatçının bu noktadaki rahatsızlığını anlayan bayan tekrar bayrağı alıp sahnedeki yerine geçti.   Silah üzerine yemin ettiren Albay alandaydı 

 

 

 

 

Vatandaşları silah üzerine yemin ettiren Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ da alandaydı. Karadağ ve ekibi bir ara kürsüye çıkmak için uğraştı. Kürsüye alınmaması üzerine görevlilerle münakaşa etti. Alandaki tek emekli asker Karadağ değil. Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, emekli Korgeneral Yaşar Müjdeci, Danıştay’a yönelik saldırıda adı geçen emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin gibi isimlerde mitinge bizzat katıldı. Tekin’in Türk Ortodoks Kilisesi Sözcüsü Sevgi Erenol ile samimiyeti dikkat çekti. Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Jandarma eski Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, geçmiş mitinglerde olduğu gibi yine konuşma yapmadı.  

Milliyet’in Otel’e astırdığı ilginç pankart  

Miting meydanın hemen yanındaki Ege Palas Otel’e asılan Milliyet gazetesinin dev pankartı ise dikkat çekti. Pankartta, “Yalnız Değilsiniz. Mitingler Sürecek. Çoşku Dalga Dalga-Milliyet” şeklinde yazı yer aldı. Miting komite heyeti konuşmalar sırasında pankarta dikkat çekerek “Bu da Aydın Doğan’ın hediyesi” şeklinde konuştu. Medyaya tepkiden payını sadece Doğan grubu değil bütün basın aldı. Mitinge gelenler uzun süre “Satılmış Medya” şeklinde slogan attı.  

Zülfü Livaneli’ye şarkı söyletmek istemediler  Miting tertip heyeti Tuncay Özkan’ın tansiyonu arttıran konuşmasından sonra sahneye gelen sanatçı Zülfü Livaneli’nin mini konserine engel olmak istedi. Sahneye gelen Livaneli söyleyeceği şarkının müziğinin çalınmadığını görünce tertip komitesini meydandakilere şikayet ederek “Beni buraya çıkarmak istemediler. Şimdi de şarkı söylememi engelliyorlar. ‘Mikser kilitlendi’ diyorlar. Bu tür şeyler bölücülüktür.” dedi. Bu sözler üzerine alandaki vatandaşlar tertip komitesini yuhalamaya başladı. Miting Tertip Komitesi Başkanı İzmir Barosu Başkan Yardımcısı İşçi Partisi Konak İlçe eski Başkanı Avukat Ferda Kardelen, bir süre vatandaşlarla tartıştı. Artan tepki üzerine Livaneli’nin şarkı söylemesine izin verildi. İki şarkı söyleyen Livaneli, ısrar üzerine üçün bir şarkı daha söyledi. Şarkı aralarında Livaneli hoşgörü mesajları vererek, “Biz bu ülkede bütün yurttaşlar bir arada yaşayacağız. Yeni dönemde yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür. Ve bir orman gibi kardeşçesine. Dün Erzurum’da miting yapıldı bugün burada. Birbirimize düşmemeye dikkat etmeliyiz. Barışı ve demokrasiyi korumamız gerek. ” dedi.   Miting organizasyonu çok kötüydü  

 

Miting alanında yeterli düzenleme yapılmadığı için çok sayıda insan ezilme tehlikesi geçirdi. Sıcak ve tansiyon düşmesi neticesinde 445 kişi baygınlık geçirdi. Bunlardan dördü kalp krizi neticesinde Alsancak Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Miting alanında 23 ambulans hazır tutulurken 75 sağlık personeli görev yaptı. Sağlık personelinden 7 tanesi sedye ile alanda dolaştı. Rahatsızlananların bazıları kürsünün hemen arkasındaki rıhtımdan botlara bindirilerek hastaneye kaldırıldı.  

Mitinge katılan diğer isimler  

Mitinge Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu Başkanı Selahattin Özer, Hür Parti Yaşar Okuyan, gazeteci Hulki Cevizoğlu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan, Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, ADD Genel Başkan Yardımcısı Nur Serter gibi isimler katıldı.  

HABERVAKTİ.COM

<!– –>

Seni konuşan dil,ne özel

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 7:16 pm

Seni konuşan dil,ne özel 

Gazel oldu gönlüm

Hicran bağlarında

Ateşinle yandı bağrım

Hasret hasret koylarında

Ey,son eylül yanağından

Gamze gamze düşen güzel!

Seni gören göz,ne güzel

Seni konuşan dil,ne özel. 

  Sensizlik  Uyanma mevsiminde Her mevsimde

 

 

Sınırlarımı aşıyor

Can dayanmıyor

Gönül avunmuyor

Çizgi dışı sevdan

Yüreğime

Kor gibi yapışıyor

Ey,en güzel isimlerle

Ötelerden gelen güzel!

Seni gören göz,ne güzel

Seni konuşan dil,ne özel.    

 

Bir sayha gibi

Yankılanan güzel!

Umutlarımın ak özüne

Mahşer gibi düşen güzel!

Bir defa görebilmek

Bir defa huzuruna varıp

”Ben geldim efendim”,demek

Sonu gelmez arzulardan

İçime sevda sevda düşen güzel!

Seni gören göz,ne güzel

Seni konuşan dil,ne özel   

 

Bir başka güzelsin

Her gecede

Bir başka esersin

Ey,Andelib yüreğinden

Seher seher akan güzel!

Seni gören göz,ne güzel

Seni konuşan dil,ne özel.  

 

En dipsiz sulara

Hoş kokular veren Anber

Varlığımızın nedeni

İki cihan güneşi

Gönül yurdumuza

Bir güneş gibi doğan

Şanlı Peygamber

Seni gören göz,ne güzel

Seni konuşan dil,ne özel.

     Ardın sıra

 

Ağaçlar köklerini sürüdü

Ay utandı,ikiye bölündü

Bir hurma kütüğü feryat etti, inledi

Sular yürüdü dağlarında

Milyarlar yürüdü

Ey,en ferahlatıcı rüzgar gibi

Gönül yamaçlarına esen güzel! Seni gören göz,ne güzel

Seni konuşan dil,ne özel.   Sevgin bitmez,azalmaz

 

 

Kopsa kıyamet

Seni anlatmak bize düşmez

Lütfen kabul et

Ümmet ordusuna

Bizi de buyur et

Ey,gözlerin nuru

Kalplerin süruru güzel!

Seni gören göz,ne güzel

Seni konuşan dil,ne özel.

Sadullah Çelik

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 7:13 pm

Beni Yalnız Bırakma

 

Beni Yalnız Bırakma Gönlüm gözüm Sen’in ile açılır,  Geçilmezler Sen’in ile geçilir,  Adın anılınca nurlar saçılır;  Doğ rûhuma beni hasretle yakma!  Hak aşkına kulun yalnız bırakma!  Ben bir kapıkulu, Sen de Sultansın,  Yolda kalmışlara Haktan emansın,  Ben bir cesed isem, Sen onda cansın;  Doğ rhuma beni hasretle yakma!  Dost aşkına kulun yalnız bırakma!  Âşıklar ararlar Sen’i her yerde,  Dudağın şerbeti dermandır derde..  Ben bir dertli isem dermanım nerde?  Doğ rûhuma beni hasretle yakma!  Hak aşkına kulun yalnız bırakma!  Bir yüzü karayım pek çok vebâlim,  Düşe-kalka, kalmadı hiç mecâlim..  Bilmem ki ötede ne olur hâlim..?  Doğ rûhuma beni hasretle yakma!  Hak aşkına kulun yalnız bırakma!  Bir zaman mevsimler bütün bahardı,  Korkarım o günler bir bir karardı..  Merhamet! Yollarım bir sarpa sardı..  Doğ rûhuma beni hasretle yakma!  Dost aşkına kulun yalnız bırakma!  M.Fethullah Gülen 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İnsanlık Güzeli’ne adanmıştır

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 7:12 pm

İnsanlık Güzeli’ne adanmıştır

 

MaviGul 10

Ya-sin

ey insan

ey yüz akı gönül aydınlığı

kabul olmuş sadaka kadar güzel

bir duygu sarıyor seni anan yüreğimi

bastığın toprakla yıkadığın gözüme

şimdi güneş bile siyah görünüyor

ey yüz akı gönül aydınlığı

ben kendime ağlarken Uhud’da ağlar mıymış

Hıra’yı mahzun gördüm soramadım sevgili

hasretinin dışında başka derdi var mıymış?

ey insan

içimde büyüttüğüm tüm çiçekleri

sana adıyorum

ıtırları, yaseminleri, menekşeleri

lale bana kalsın

kapına çiçeklerin karalısını sunmaktan

utanıyorum

dua çıkmayan göğe sevdalar çıkar mıymış?

bülbülünü kaybetmiş bu evrensel bahçede

dikenler bile bir hoş, gayrı gül kokar mıymış?

ey insan

göklerin öğrencisi, yerlerin öğretmeni ey

sen öğrettin taşa konuşmayı

ağaca selam vermeyi

aya yarılmayı, toprağa dürülmeyi

göklere kurulmayı, durmayı zamanı

yılana ve deveye sevmeyi

ölmeyi, öldürmeyi

yaşamayı sen öğrettin insana

o bengisu gözünden fışkıran pınar mıymış?

baharların kaynağı ve yolunu gözleyen

bir ben sevda şehidi, bir de şu çınar mıymış?

ey insan

ey tebessümünden cennetler yaratılan

gül bahar geliyor, ağla gök seviniyor

gözyaşını karanfil diye göğüslerine takan melekler

kapında divan durup ağlamanı bekliyor

hüzün kuruluyor ekmekten önce sofrana

bunun için bir bir uçuyor sevdiklerin

bu yüzden öksüz, bu yüzden yetim kalıyor

efendisi yetimlerin.

niçin döndü bu rüzgar yol vermez dağlar mıymış?

yine Ferhat kesildin bu ne canhıraş gönlüm

bağrını deldin diye dağlar da ağlar mıymış?

ey insan

sen olmasaydın

insanlar ölmeyi öğrenmeden öleceklerdi

yaşamanın özgül ağırlığını

keşfetmeden yaşayacaklardı

hayat fahişe erkeklerin elinde

bir yosma gibi hırpalanacak

hangi mevsime el atsak

elimizde yapış yapış bir şeyler kalacaktı

acımı tartamayan aşkımı tartar mıymış?

gönlüme yol vermeyen şu zifiri perdeyi

o cennet elleriyle lûtfedip yırtar mıymış?

ey insan

sen olmasaydın

Yusufçuk kuşunun ne dediğini

yılanların niçin toprak yediğini bilmeyecektim

herşey çift yaratılırken niçin birşey tek?

bilmeyecektim bir gövdede mücevhere dönüşen taşı

hem yol, hem yolcu, hem hedef olanın

içinde kopan amansız savaşı

olmasaydın sen

çekilen dizde derman gözümdeki fer miymiş?

kendimi bir kum diye atıversem çölüne

ona vurgun bulutlar üstümde gezer miymiş?

ey insan

senin sırrın

gözyaşının terkibinde saklıymış

bu gerçeği bir denizin dudağından öğrendim

gecenin bir vaktinde bir sevgili ağlarken

bir dişi varlığını varlığına adarken

bir erkeğin ellerinde

ölüm havlu atarken

haklıymış

söyle gönlüm bu sevda mahşere kalır mıymış?

alışılmış sözcükler yükleyip kanadına

ona doğru uçursam katına alır mıymış?

ey insan

ey güneş hamilesi

bir kere doğarmışsın

bin kez doğururmuşsun

parmakların sevdanın kesilmeyen çeşmesi

onun için ağlıyor yeni doğan bebekler

doğur, doğur ki dünya kaybetti gözlerini

doğur ey İsrafil’in nefesi

ey güneş hamilesi

sen olmazsan gemide bu tufan diner miymiş?

gemilerin de yandı sil aklından dönüşü

vakt indi yüreğim gidenler döner miymiş?

ey

ey ins

ey insan

hıncını hıncıma kat

sancını sancıma kat

pamuktan ellerini geçir yürek halkama

ister ayağın katına çek

istersen yerlere at

Mustafa İslamoğlu

<!– –>

DİRİLTEN AŞK

Kategori: Makaleler — yagizkelimatlafizlar @ 7:09 pm

DİRİLTEN AŞK – Resul Davutoğlu

  Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Okumayı sevmiyoruz. Bu kesin. Bir hukuk Yrd.Doç.’u “Alanım dışında kitap okumam, bu edebiyat, bundan anlamam” dedi ve bu akademisyen veya entelektüel… O kadar ilgisiziz ki, bu altın semaların altın merdivenine. Ama semalara ancak altından merdivenlerle çıkılır. Menzille yol aynı cevherden.  Garba kudretini veren şey, okumakŞarkın meskenetinin sebebi, hazineye götüren bu yoldan bigânelikGarb dünyalara yetecek kadar okur ve dünyaları yer. Şark miskince zamanı öldürür. Yani kendini. Bilmeyen fethedemez. Sihirli kapıların anahtarı, harflerden yapılma. Atom harfler. Simyacıların ömürlerce peşinden koştukları aslında ellerinin altındaydı: Mürekkep. Bakır onunla altınlaşıyor.  Endülüs’ten bir eser üç ay sonra Bağdat’a gelir. Âşık “İlim ölmüş” der.  Kitaplarla fethedildi İspanya’nın kalbi. Kılıçlar onlardı. El-Hamra’nın tuğlaları ciltliydi ve Endülüs’ten önce kitaplar gitti.  Garplılaşmanın mabetleri kütüphaneler. Opera, bale, dans v.s. onlar cüruf. Atık. Füru. Gerçeği hayale kurban ettik. Somutu soyut için attık. Hastaydık. Bilincimiz bulanıktı. Korkuyorduk ve panikle en yanlışı seçtik. Aşktan Leyla’nın gerçeğini göremiyoruz. Gönlümüz gözlerimizi perdelemiş. Nefretimizin sesini dostun özlediğimiz sedası sanıyoruz.  Okumak. Lokman Hekim’den bir deva… Milletlere Ab-ı Hayat.  Afrika’nın semalarından kitaplar atılmalı. Un yerine oraya kâğıt götürülmeli. Moğollar Bağdat kütüphanelerinin elmaslarını Dicle’ye atmışlar. Su mürekkep akmış. Yani ruh. Bu atış Müslümanları cesetleştirdi. Tılsımı anlamışlardı Moğollar. Görmüşlerdi ve biliyorlardı. Önce Dicle’yi mürekkep akıttılar sonra kan. Kan mürekkepten önce akmaz. Ve hayat alındı Müslümanlardan. Düştüler doğu barbarlarının saldırılarıyla. Hala dirilememişler.  Japonlar akıllı. Çok akıllı. Okuyorlar. Durmadan. Doymadan. Müthiş bir tecessüsle… Dirilik için. Kudret için. Kendileri için. Varlık için. Yorulmadan okuyorlar. Herkesten çok. Japonlar sırrı görmüşler. Garbın mahzenlerine girip, sandığı açmışlar ve tavsiyeye uyuyorlar. Okuyorlar.  Şarkın devası bu… Okumak. Abbasi Halifesi Me’mun Darül Hikme’yi Yunan’ın ruhuyla kurdu. Müslümanların ilk ithal ettikleri şey; felsefe… Ve kudret ihraç ettiler. Ruhlarını güçlendirdiler önce. Onunla bedenlerini parlattılar. Beden kuvvetinin ruha bağlı olduğunu gördüler ve ruhsuz bedenin cesetleştiğini.  Gazali Tehafütül Felasife ile ruhu kesti. İç dünyasının devasını ümmete katık diye sundu. İlacı katık yaptı. Hususiyi umumileştirdi. Asudelik istedi. Yani ruhsuzluk, hareketsizlik ve fırtınasızlık… Oldu da bunlar. Yalnız bunlar ölümü çağrıştırır ve her çağrışımda biraz gerçek vardır.  Taca giden merdivenler harflerden mamul. Harp meydanlarında kılıçları kelimelerden olmayan ordular muzaffer olamazlar. Düğümü çözecek kılıçtan, mürekkep damlamadı mı, o kılıç sahibine döner. Günümüzün en büyük iki değeri: Mürekkep ve kalem… İksir mürekkep. Abı hayat o. Lokman’ın bütün devalarında o var. İskender Kaf Dağının ardını beyhude yere aradı. Ferde ölümsüzlük yok. Ölümü tatmayacak olan; kudret. O tevarüs edilebilir. Nesilden nesile. Kalpten kalbe. Zaferleri yazan kalem… Onları süsleyen ve aktaran… Zafer bahrı ise mürekkep. O elmas o deryada yaşar. İqra’ demiş ilk ayet-i kerime. Bu ebede bir sesleniş… Ve ebed isteyenlere bir tavsiye. Ebedin yolunu gösteren bir ışık…  Nebi’yi Zişan Bedir esirlerinden okumayı çocuklarına öğretmelerini istedi. Bu tarihte tek vaka… Başka hiçbir muzaffer bunu istememiş. İlk ayeti unuttuk. İlk emri. Onu Peygamber-i Zişan’a sandık. Aslında onun şahsında bize. Ama biz hiç üzerimize almadık. İqra’ dedi Cebrail a.s. biz tam tersini yaptık. Sonra İslam’a dil uzattık. Yok, şudur, yok budur. Reçeteyi uygulamayan doktordan şikâyet edemez. Bu eblehlik olur. Ama bize bir meşrulaştırıcı lazımdı ve çağların darbeleriyle en zayıflamışını seçtik. Çocuklarımıza ilk öğretmemiz gerekenlerden biri, kitapla dostluk. Onlara aşk.   Tılsımlı kapıyı onlar açar. Hazinenin üzerinde okunacak dua onlarda yazılı. Atlantis’in kapısı onlarda gizli… Muratların diyarları onlarda mestur… Ve taç onlarla… 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Diriliş Saati

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 7:05 pm

Diriliş Saati

  Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Ey bir emre hazırlanan simsiyah gecede

Karanlığı emip emip de gebe kalan

Ey her depremden sonra biraz daha doğrulan Herkesin

 

Veba girmiş bir şehrin hem halkı

 

Hem seyircisi olduğu bir günde

 

Ey düştüğü yerden kalkmaya hazırlanan ülke.   Her damlası bir zafer müjdecisi

 

Bir posta eri gibi

 

Yağmur yüzümüze değince

 

Çıkacağız yola.   Çıkacağız yola

 

Hesap günü gelince

 

Yağmur yüzümüze değince

 

Güneş bir mızrak boyu yükselince. 

  Erdem Beyazıt 

Mataramda Tuzlu Su

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 7:04 pm

Mataramda Tuzlu Su

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

west indies, kızıl elma, itaki, maçin!

uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

beyazların yöresinde nasibim kalmadı uzak nedir?

 

yerlilerin topraklarına karşı suç işledim

 

zorbaların arasında tehlikeli bir nifak

 

uyrukların içinde uygunsuz biriyim

 

vahşetim

 

beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı

 

kendime dünyada bir

 

acı kök tadı seçtim

 

yakın yerde soluklanacak gölge bana yok

 

uzun yola çıkmaya hüküm giydim.  

 

 

kendinin bile ücrasında yasayan benim için

 

gidecek yer ne kadar uzak olabilir?

 

başım açık, saçlarımı ikiye

 

ortadan ayırdım

 

kimin ülkesinden geçsem

 

şakaklarımda dövmeler beni ele verecek

 

cesur ve onurlu diyecekler

 

halbukı suskun ve kederliyim

 

korsanlardan kaptığım gürlek nara

 

işime yaramıyor

 

rençberlerin o rahat

 

ve oturmus lehçesinden tiksinirim

 

boynumda

 

bana yargi yükleyenlerin

 

utançlarından yapılma mücevherler

 

sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin

 

mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok

 

uzun yola çıkmaya hüküm giydim.  

 

bir hayatı, ısmarlama bir hayatı bırakıyorum

 

görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta

 

askerken kantinden satın aldığım cep aynası

 

bazı geceler çıkarken

 

uçarı bir gülümseyişle takındığım musta

 

gibi lükslerim de burda kalacak

 

siparisi yargicilar tarafindan verilmis

 

bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya

 

taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım

 

burada bitti artık işim, ocağım yok

 

uzun yola çıkmaya hüküm giydim. ismet özel.

 

 

beyazların yöresinde nasibim kalmadı

 

yerlilerin topraklarına karşı suç işledim

 

zorbaların arasında tehlikeli bir nifak

 

uyrukların içinde uygunsuz biriyim

 

vahşetim

 

beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı

 

kendime dünyada bir

 

acı kök tadı seçtim

 

yakın yerde soluklanacak gölge bana yok

 

uzun yola çıkmaya hüküm giydim.   uzak nedir?

 

kendinin bile ücrasında yasayan benim için

 

gidecek yer ne kadar uzak olabilir?

 

başım açık, saçlarımı ikiye

 

ortadan ayırdım

 

kimin ülkesinden geçsem

 

şakaklarımda dövmeler beni ele verecek

 

cesur ve onurlu diyecekler

 

halbukı suskun ve kederliyim

 

korsanlardan kaptığım gürlek nara

 

işime yaramıyor

 

rençberlerin o rahat

 

ve oturmus lehçesinden tiksinirim

 

boynumda

 

bana yargi yükleyenlerin

 

utançlarından yapılma mücevherler

 

sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin

 

mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok

 

uzun yola çıkmaya hüküm giydim.   bir hayatı, ısmarlama bir hayatı bırakıyorum

 

görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta

 

askerken kantinden satın aldığım cep aynası

 

bazı geceler çıkarken

 

uçarı bir gülümseyişle takındığım musta

 

gibi lükslerim de burda kalacak

 

siparisi yargicilar tarafindan verilmis

 

bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya

 

taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım

 

burada bitti artık işim, ocağım yok

 

uzun yola çıkmaya hüküm giydim. 

ismet özel.

<!– –>

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'dan blog alın.