Yağız Kelimat Lafızlar

Mayıs 3, 2007

40 Yasındasın….

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 6:31 pm

40 Yasındasın…

Rahmetini umarak

Günahkar bir dille;

Allah Azze ve Celle

 

Ya Rasulallah,

Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,

Kalbimizden seyrediyoruz seni.

 

İşte

Bir yaşındasın,

Beni Sa’d yurdundasın

Sana süt anne olmadı kadınlar

Bu yüzden dargın bulutlar

Bir damla yağmur indirmiyor

Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa’d yurdunda

Minicik bir bulut var gökyüzünde

Sana aşık…

Ayrılmıyor başucundan

Ve insanlar yağmur duasında…

Hz.Halime kucağına alıyor seni

Yeryüzünde bir gölgelik…Seni güneşten korumak için

Oysa minicik bulut gökyüzünde

Sana meftun, sana kilitli…

Ve dua eden rahibin kucağındasın

Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip

Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da

Ama sen unutmuyorsun

Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun

O minicik bulut ilişiyor bakışlarına

Büyüyor, büyüyor…

Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan

Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini

Çoğusu bilmiyor seni…

 

Altı yaşındasın

Medine-i Münevvere yolundasın

Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen

Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında

Sonra yolda, Ebva’da öksüzlük karşılıyor seni

Mekke’ye annesiz giriyorsun

Abdulmuttalip bir başka seviyor seni

Ebu Talip bir başka seviyor

 

Ya Rasulallah

Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında

Onlar anne deyince sen yere mi bakardın

Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva’ya 

Kaç gece anne diye hıçkırdın

Efendim!

Senin yerine de anne dedik annemize

Senin yerine de baba dedik

 

Yirmi beş yaşındasın

Ve bambaşkasın

Kimse sana denk değil

Şefkat yayıyor kokun

Güven veriyor sesin

Sen Muhammed-ül Emin’ sin

 

Otuz üç yaşındasın

Dalga dalga rahmet var

 

Otuz beş yaşındasın

Hadi gel bekletme yar

İniltiler çalıyor kapısını göklerin

Hadi gel bekletme yar

Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin…

Hadi gel ey Yâr!

Nurdağına davet var

 

İşte

Kırk yaşındasın

Hira Nur dağındasın

Cibril iniyor göklerden

Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor

Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ‘ Ah! ‘ sın

Karanlık gecelerimize sabahsın

Sen Nebiyullahsın

Sen Habibullahsın

Sen Rasulullahsın

 

Niye incittilerki seni sultanım

Niye işkence yaptılarki sana

Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar

Himayesiz kaldın diye mi

Kabe’deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne

‘ Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ‘ diyişin

Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza

Başına pislikler saçılıyor

Başlar feda o mübarek başına

Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar

Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru

Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla

‘ Bu koşan kimdir ‘ diye bir soru dolaşıyor boşlukta

Bu koşan kim?

Ve cevap veriyor biri:

Muhammed’ in kızı Fatımatüz-Zehra

Velilerin anası…

Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın

Sana yeryüzünde en çok benzeyen

Gülmesi sen, ağlaması sen

‘ Ağlama kızım ‘ diyişin geliyor aklımıza

Niye çıkardılar ki yurdundan seni

Himayesiz kaldın diye mi

Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni

Seni yetim bulup barındıranı

Seni alemlere rahmet kılanı  

Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun

Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun

‘Seni bizim elimizden kim kurtaracak’ diyorlardı

Sen,

Sen ‘ Allah! ‘ diyordun

Allah Azze ve Celle

Semayı haşyet kaplıyordu    

Sen ‘ Allah! ‘ diyordun

Arş-ı Âla titriyordu

Bedir’ de ‘ Allah! ‘ diyordun

Üç bin melek iniyordu alaca atlarda

Yüz yirmi beş bin sahabi:

‘ Anam babam sana feda olsun ‘ diyordu

 

Ya Rasulallah

Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun

Neccar Oğulları’nın küçük kızları seni görünce

Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi

‘ Beni seviyor musunuz ‘ diye sormuştun onlara

‘ Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ‘ demişlerdi

Sen de:

‘ Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum’ demiştin

Bu gün yaşayan gençler var

Neccar Oğulları’nın kızları diğil belki

Ama seni onlar da çok seviyor

Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar

Senden başka kimseleri yok

Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

 

Altmış üç yaşındasın

Refik-i Âla duasındasın

Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu

Kenarları beyazdı

Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın

Ve mübarek ellerini dizine vurarak:

‘ Görüyor musunuz ne kadar güzel ‘ demiştin

Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti:

‘ Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver ‘

Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile

İstendiğinde katiyyen ‘ hayır ‘ demediğini bile bile

‘ Peki ‘ dedin o zata

Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin

Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı

Aynı cübbeden yine yine diktiler

Ama giyinmek nasip olmadı

Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre’ nin diliyle:

‘ Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler ‘

Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini

‘ Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim’

 

Sultanım!

Ey Medine minberinde ‘ ümmeti, ümmeti ‘ diye hüznü giyen sevgili

Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ‘ Allah! ‘ diyen sevgili

Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey’ at ettik

Rabbinden bize ne getirdi isen amenna

Duyduk, itaat ettik

 

Ya Rasulallah

Sen hâlâ kırk yaşındasın

Ve hâlâ ümmetinin başındasın…


Dursun Ali Erzincanlı

<!– –>

Bana Seni Gerek Seni

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 6:30 pm

Bana Seni Gerek Seni

  Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

      

Aşkın aldı benden beni

 

Bana seni gerek seni

 

Ben yanarım dün ü günü

 

Bana seni gerek seni 

 

 

Ne varlığa sevinirim

 

Ne yokluğa yerinirim

 

Aşkın ile avunurum

 

Bana seni gerek seni 

 

 

Aşkın âşıklar öldürür

 

Aşk denizine daldırır

 

Teselli ile doldurur

 

Bana seni gerek seni 

 

 

Aşkın şarabından içem

 

Mecnun olup dağa düşem

 

Sensin dün ü gün endişem

 

Bana seni gerek seni 

 

 

Sufilere sohbet gerek

 

Ahilere ahret gerek

 

Mecnunlara Leyla gerek

 

Bana seni gerek seni

 

 

Cennet cennet dedikleri

 

Birkaç köşkle birkaç huri

 

Sen isteyene ver gil anı

 

Bana seni gerek seni 

 

 

Eğer beni öldüreler  

Külüm göğe savuralar 

 

Toprağım orda çağıra 

Bana seni gerek seni   

 Gün geçtikçe artar odum   

Bana seni gerek seni  

 

 

 

BU OYUN MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİNİN ÜZERİNE NİÇİN OYNANIYOR?

Kategori: Editör Yazıları — yagizkelimatlafizlar @ 6:29 pm

BU OYUN MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİNİN ÜZERİNE NİÇİN OYNANIYOR?

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

BÜYÜK OYUNUN AMACI:

 

MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİNİ

 

TARİH SAHNESİNDEN SİLEREK

 

DÜNYA EGEMENLİĞİNİ ELE GEÇİRMEKTİR!

 

 Karşımızdaki düşman güçlü olduğu kadarda plan ve projeleriyle faaliyet yapmaktadır. Müslüman Türk milletinin müzmin düşmanları Siyonist Yahudi, Hıristiyan batı ve Amerika, yaptıkları araştırmalarda şu sonuçlara vardılar.

 

Müslüman Türk Milleti:

 

Dünya tarihine yön vermiş, az sayıdaki kavimlerden biridir. Dünya tarihinden, Müslüman Türk milletini çıkarırsanız, ortada tarih kalmaz. Dolayısıyla dünya tarihi yeniden yazılmak zorunda kalır.

 

Müslüman Türk Milleti:

 

Dünya tarihinde en çok devlet kuran milletir. Devlet kurmak, Müslüman Türkler için çok sıradan işlerdendir. Bağdat’taki Abbasi halifesinin Mısır’a atadığı vali, görev yerine gitmez. Bağdat’ta sefa sürmek varken Mısır’a niçin gitsin? Yerine, Ahmet Bin Tolun’u vekâleten görevlendirir. Ahmet bin Tolun bir Türk’tür. Mısır’ı vali adına yönetmeye giden Ahmet bin Tolun, altı ay gibi bir sürede o kadar başarılı işler yapar ki; Mısır’da ilk Müslüman Türk devletini kurar. Tarihçilerin ortak tespiti “hükümdarından başka Türk olmayan, ilk Müslüman Türk devleti, “Tolun Devletidir.”

Barbaros kardeşler…

 

Midilli adasından kalkıp Kuzey Afrika’ya giderler. Birkaç senede Cezayir devleti kurulur ve ilk hükümdarı Oruç Reis olur.

Bu iki örneğin yanına onlarcası yazılabilir.

 

Müslüman Türk Milleti:

 

Aynı anda, bir millete ait üç devlet olacak, üçü de dünyanın zirvesinde, lider devlet olacak. Buda sadece Müslüman Türk Milletine özgü bir hadisedir. Osmanlı, Timur, Memluk üçü de Müslüman ve aynı millete mensup. Üçü de dünyanın zirvesinde, hem de aynı zaman diliminde…

Gazneliler zirvede, Karahanlılar peşinde… Büyük Selçuklu Zirvede, Gazneliler ve Karahanlılar onu takip ediyor.

 

Müslüman Türk Milleti:

 

Dünya tarihinde Müslüman Türk milleti kadar zafer kanmış başka bir millet yoktur. Zalimlere, medeniyet ve insanlık düşmanlarına karşı verdikleri savaşların kahır çoğunluğundan zaferle çıktılar. Ortaçağda Papa Vatikan’dan Hıristiyan batıya sesleniyor: “anlaşılmıştır ki tanrı Türklerle birliktedir. Onları mağlup etmek artık imkânsızdır.”

Papaya cevap bir başka batılıdan, Argon kralından: “Düşman, kapılarımızdadır. Balta, ağacın köküne kastetmiştir. Eğer bize Tanrı’nın bir yardımı vaki olmazsa, balta kökü kesecektir.”

Müslüman Türk Milleti:

 

İslam dininden aldığı, inanç, ilim, sevgi, merhametle, insanlığı önce kendi nefsinde yoğurdu, sonrada bütün dünyaya yaydı. Batı; insanı insan yapan evrensel değerleri Müslüman Türk milletinden öğrendi. Yüzyıllar boyu, Müslümanların elinde olan şehirlerin, bir kütüphanesinde bulunan kitap, Avrupa’nın tamamında yoktu.

Müslüman Türk milleti ile ilgili bu bilgileri Siyonist Yahudi, Hıristiyan Batı ve Amerikalı uzmanlar çok iyi bilmektedir. Onlar Müslüman Türk Milletinin tarihini en ince ayrıntısına kadar araştırıp, çıkan sonuca göre kendilerine yol haritası çizdiler.

 

1–Müslüman Türk milletini, kontrol altına alınmazsa, dünyanın geleceği ile ilgili planların hiçbirinin hayat bulma şansı yoktur. Müslüman Türk milletinin olduğu yerde başka Miletlere söz düşmez.

 

2–Müslüman Türkleri etkisizleştirmek için, önce ellerindeki kutsal kitapları Kur’an–ı Kerim alınmalıdır. Müslüman Türklerin hayat kaynağı olan Kur’an ellerinden alınırsa, hayat damarlarını kesilir, dolayısıyla da fazla yaşayamazlar.

 

3–Tarih bilimcileri derler ki: “milletlerin karakteristik yapıları kolay kolay değişmez. Gelecekleri, geçmişlerine benzeme ihtimali yüksektir. O halde Müslüman Türk milletlini boş bırakmaya gelmez. Devamlı onları, uyutacak, sıkıntıya sokacak, başlarından belanın eksik olmayacağı işlerle uğraştırmak lazım. Tarihleri ve milli kültürleri ile aralarını açılacak.

Bu sebeplerden dolayıdır ki: Siyonist Yahudi, Hıristiyan Batı ve Amerika, Müslüman Türkleri sevmez, bizim hayrımıza olacak en küçük bir hadiseye evet demezler. Onlar bilir ki; “bu milletin önüne konulan engeller kaldırıldığında, onları tutmak mümkün değildir.”

 

Humeyni İran’da gerçekleştirdiği devrim ile Ortadoğu’daki oyunu bozdu, yılların planlarını altüst etti. “Müslüman Türk milleti içinden çıkaracağı bir vatan evladı ile değil Ortadoğu’nun, dünyanın seyrini değiştirebilir.” İşte “büyük oyun” bunun için kuruldu. Bu sebeple diş mihraklar, dört bir yandan ülkemizi kuşatmış bulunuyor.

 

Ortadoğu’da ki gelişmelere, Türkiye niçin direk olarak müdahil olamaz? “Büyük oyunu” kuranlar, bizi kontrollü ve uzak tutar, çünkü tarihimizden, geçmişte yaptıklarımızdan korkarlar. Türkiye onlar için uyuyan bir Arslan’dır, menfaatleri için uyanmaması gerekir.

 

BARZANİ’Yİ KULLANILIYOR

 

Siyonist Yahudi, Hıristiyan Batı ve Amerika, Ortadoğu’da kullanabileceği, amaçlarına hizmet edecek bir devlet arayışı içindedir. Bu devlet, hem söz dinleyecek, hem de gelecekte sıkıntı çıkarmayacak türden olacaktır. Bu özellikler uyan Barzani ve kavminden başkası değildir.

Barzani ve kavmi, Siyonist Yahudi, Hıristiyan Batı ve Amerika’ya en ideal uşaklığı yapacak, çünkü Amerika ona tarihte hiçbir zaman elde edemediği bir rüyayı sunuyor. Amerika Barzani’yi devlet hayâlı ile şimdilik kandırırken, nasıl olsa işini gördüğü zaman çöpe atmak onlar için zor olmayacak.

 

Siyonist Yahudi, Hıristiyan Batı ve Amerikalı uzmanlar yaptıkları çalışmalarda, Barzani ve kavminin korkulacak bir geçmişlerinin olmadığını gördüler. Tarih bilimcilerine göre, bu kavmin geleceği geçmişine benzeyecek. Geçmişi olmadığı için geleceği de olmayacak. Tam da Amerika ve İsrail’in istediği gibi, kullan ve at…

 

Siyonist Yahudi bozuntusu Barzani, kardeş Müslüman Kürt halkını uçuruma sürüklüyor. Kürt kardeşlerimiz bu oyunu gelmemeleri gerekir.

Ülkemiz ve milletimiz üzerinde oynanan oyunları, akıl sahibi insanlar bile zaman zaman anlamakta zorlanıyor. Bu milletin üzerine çok ama çok “büyük oyun” oynanmaktadır.

 

Yaklaşık iki yüz yıldır, etkin şekilde oynanan bu oyuna, kim karşı çıkmışsa, ya tepetaklak edilmiş, ya dünyası değişmiş yâda diskalifiye edilmiştir. Bu oyun, sanıldığından çok daha büyük bir oyundur. Bütün açıklığıyla yazılmaya kalkılsa, ciltler dolusu kitaplara sığmaz. Biz burada bu oyunu ana hatları ile sizlerin önüne koymaya çalışacağız. Okudukça oynanan oyunu ana hatları ile öğrenmiş olacaktır.

 

ÖNCE OSMANLIYI YIKTILAR

Osmanlının yıkılmasının iki sebebi vardı.

a)Dünya üzerinde meydana gelen gelişmelere ayak uyduramamak.

Bu birkaç başlık altında açıklanabilir.

 

Üzün sure lider ülke olmanın meydana getirdiği yıpranmışlık. “Her kamalın bir zevali vardır” sözü bunu güzel bir şekilde anlatır.

 

Çok geniş topraklara sahip olmak, bu topraklar üzerinde, çok değişik din ve ırklara mensup insanların yaşaması, bunları sevk ve idare edecek idarecilerin gerekli vasıflarda olmaması. Hiç şüphesiz Osmanlı padişahları içinde, cihan devletini yönetecek kapası de olmayanları da vardı. Osmanlı bir taraftan, dünyada meydana gelen gelişmelere ayak uydurmada zorlanırken, diğer tarafta devasa bir cihan devletini yönetmeye ehil olmayan, bulunduğu görevin hakkını verecek idarecilerden yoksundu.

 

Bu iki sebebin yanına birde Batı’nın Osmanlı’ya karşı olan ebedi düşmanlığı ve Osmanlı’yı parçalamak amacını eklediğimizde, üç unsurun, el, ele vererek hareket etmeleri Osmanlı’nın çöküşünü hazırladı.

 

Anlatmak istediğimiz Osmanlının yıkılışında ki en önemli sebeplerden biri insan faktörü olduğudur. İkincisi dünya üzerinde meydana gelen gelişmelere imparatorluğun ayak uyduramamasıdır. Üçüncüsü de; bu iki eksikliği fırsat bilen, batının müzminleşmiş düşmanlığı, Osmanlı’yı bir an önce parçalama arzusudur. Osmanlı’yı yıkmak için, oluşturulan ittifak, dünya tarihinde hiçbir millete, devlete karşı yapılmamıştır

Kravat beline dolayan adam !

Kategori: Tarih — yagizkelimatlafizlar @ 6:26 pm

Kravat beline dolayan adam !

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Osman Yüksel Serdengeçti! Batılılaşmayı protesto için Meclise kravatsız giren milletvekili olarak da ün kazandı. Kravat? dayatmasına isyanını, kravatı beline dolayarak Genel Kurula girmesi ile gösterdi.Serdengeçti, tepkiler üzerine Madem kravat takmak şart, ha boynuna takmışsın ha beline.. Ne fark eder? diyerek, şekilci anlayışla dalgasını geçti. Osman Yüksel Serdengeçti 1917 doğumludur. Kurtuluş Savaşı onun çocukluk rüyası gibidir. O günleri “Bir Nesli Nasıl Mahvettiler” adlı kitabında çok akıcı ve yakıcı bir dille şöyle anlatır: “Seferberlik yıllarıydı. Cepheye gidenler, Cepheden gelenler, Oralarda kaybolup gidenler, Kendileri yerine künyeleri gelenler, Dul kalan kadınlar, Yetim kalan çocuklar, Şehid oğlunun üzerine ağıt yakan bağrı yanık analar, Anadolu baştan başa bir Dullar ve Yetimler Ülkesine dönmüştü.  Tabii ki küçük Osman bütün bunları anlayamaz. Bir gün annesine; Bunlar nereye gidiyorlar diye sorar. Annesi kısa yoldan; Gâvurları öldürmeye gidiyorlar der.Gâvurlar nasıl insanlar? Annesinin biraz canı sıkılır. Ne bileyim evlâdım der, Şapkalı şapkalı herifler işte.MEKTEBE GAVURLAR GELDILER Aradan yıllar geçer. Ülke Yunan istilâsından kurtarılır. Cumhuriyet kurulur. Devrimler yapılır. Sarık, fes yasaklanır. Başlara şapka takılır. Osman Yüksel Serdengeçti o yıllarda ilk mektep talebesidir. Bir gün mektebe şapkalı şapkalı adamlar gelir. Küçük Osman alı al, moru mor, büyük bir korku ve şaşkınlık içinde eve koşar ve annesine nefes nefese şu haberi verir: Anne anne!.. Mektebe gâvurlar geldiler! Kara kara, şapkalı şapkalı herifler!.. Hani biz onları denize dökmüştük.?Annesinin ne kadar korktuğunu yine kendisi açıklıyor: Annem, Aman oğlum susss!? dedi. Elleriyle ağzımı kapatarak kuşku içinde etrafına bakındı. Çok şükür söylediklerimi bir duyan olmamıştı. Osman Yüksel Serdengeçti böyle bir çevrede yetişmişti.Babası Akseki Müftüsüydü. Ve eski bir Kuvvayı Milliyeciydi. Serdengeçti, ilk İslâmî terbiyeyi ailesinden almıştı. Hiçbir zaman Kemalist olmadı. 1944 olaylarına karıştı. Tutuklanıp hapse atıldı. Tabutluklarda işkenceler gördü. İdam talepleriyle yargılandı. Sonunda suçsuz olduğu anlaşıldı. Beraat ederek çıktı. Çıktı ama, o günleri hiçbir zaman unutmadı. Şeflik devri dendi mi, saçlarının diken diken olduğu söylenir. Tek Parti zulmü onun yüreğinde korkunç bir düşmanlık oluşturmuştu.  1965 seçimlerinde Adalet Partisinden Antalya milletvekili seçilerek Meclise girdi. Hiçbir zaman sistemle bütünleşmedi. İçi kan ve nefretle dolu olarak ömrünü tamamladı.  MILLETVEKILI SEÇILMESI Milletvekili seçilmesi onda hiçbir değişiklik yapmamıştı. Yine gösterişsiz, fakir, garip bir Anadolu çocuğuydu. O yıllarda bir söyleşisinde şöyle diyordu:  40 yıl mahpus olduk, Dört yıl mebus olduk. Aleyhinde birçok dava açıldı. Milletvekili seçimleri yenilendiğinde aday gösterilmek istenmedi.Hüseyin Üzmez, bu duruma şöyle bir yorum yapıyordu: Garip şey! Hazıra konanlar davanın asıl sahiplerini saf dışı ediyorlardı. Dağdan gelen bağdakini kovuyordu. Osman Ağabey aldırmazdı böyle şeylere! Ömrünün büyük bir kısmı, mahkemelerde ve hapishanelerde geçti. Korkmadı, yılmadı, sinmedi. IRKÇILIKTAN TEMIZLENDİ Kendi deyimiyle;Malatya hadisesi ruhunda bir inkılap yaptı.Irkçılık ve kavmiyetçilik marazlarından tamamen temizlendi. Şol Asya’nın ırmakları Akar Türklük deyu deyu şiirini, Şol Asya’nın ırmakları, Akar Allah deyu deyu? şeklinde değiştirdi. İslâmî cihad yoluna girdi.  Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri; “Bir oğlum olsaydı, adını Serdengeçti koyardım”” dedi. Onu kendisine ?manevi evlât? edindi. Akşam-sabah dualarına dahil etti.Serdengeçti bütün hayatı boyunca, fakirlerin, mazlumların, güçsüzlerin, gariplerin, bağrı yanık, gözü yaşlı insanların yanında oldu.Zalimlere asla taviz vermedi. Eğilip bükülmedi. Onlardan hep nefret etti.Esir Türk ülkelerini hiç dilinden düşürmedi

 

 

 

 

 

 

 

WordPress.com'dan blog alın.