Yağız Kelimat Lafızlar

Mayıs 2, 2007

Namaz kadına benzetilebilir mi?

Kategori: Makaleler — yagizkelimatlafizlar @ 6:25 pm

Namaz kadına benzetilebilir mi?

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Senai DEMİRCİ“Namaz ve kadın” diye bir bahis açmak, neresinden baksanız, ürkütücüdür. Yaklaşık 15 yıldır bilgisayarımın “bir gün gelir, yazılır” klasöründe “namazı kadın gibi sevmek” başlığı bu ürküntüyle bekledi. Başlığı İbn Arabî’nin Füsûs okumalarıyla derinleşen dumanlı gecelerin birinin sabahında atmıştım zihnime. Şeyh-i Ekber, insanın kokuya ve kadına doğru akışını, Rabbine doğru akışın paraleline koyarak tefekkür ediyordu. “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi…” hadisine göre, koku da, kadın da, namaz da Rabbe akışın duraklarıydı.

 

Öyle ya; güzel koku ve kadın insana kendinden ötesini vaad eder; koku da, kadın da olduklarından fazladırlar her zaman. Ancak hadiste öteleri vaadin ille de namazda kristalleştiğini görürüz; Resûlullah (sas) namazı bir kenara ayırmış ve onu “gözümün nuru” diye nitelemiştir. Göz ki, her zaman kendi sınırları içine sığdırılamayacak bir edim içindedir; görmek ister. Işığa tutunur her daim; ışıktan ellerini uzaklara, ötelere atar sürekli. Kapatamazsınız gözü; fiziksel olarak uyum içinde olsa da, göz kapağının ardında kalmaya razı edemezsiniz. “Göz nuru” gözün gördüklerinin ötesine çağırır bizi. Gözün elinden tutar nur, ötelere taşır/ır.  

İtiraf etmeliyim ki, “kadın” deyince benim aklıma da ilk olarak “eş/sevgili” gelmişti. Sonradan fark edecektim ki, “kadın” kız çocuğumuzdur da, kız kardeşimizdir de, anamızdır da.

Önce benzetmenin en nazik boyutunu, “eş/sevgili” olarak “kadın”ı açayım. Varlığında da, yokluğunda da çekimindeyizdir eşin/sevgilinin. Yokken onu ararız, bulduğumuzda da ona varırız. Namazla aramızdaki ilişkide de böylesi bir arayış/buluş/varış titreşimi vardır. Namaz kılmıyorsak bile, namazın kokusu her an yanımızda yöremizde dolaşır; her ezan sesi bizi tembelliğimizden ayartır. Onu bulduğumuzda da, gidiş gelişlerimiz bitmez, salınımlarımız durulmaz. Vakti gelince onun dizi dibinde oluruz ama vakit aralarında da onun etrafında dolanırız. Gözümüze yabanlıklar girse de, kalbimizi başka türlü hasretler çekiştirse de, sonunda onun kucağına varırız, hasretimizi onun yüzünde yatıştırırız.

Namazla ilişkimizin sığlığı/derinliği de kadınla ilişkimiz üzerinden anlaşılabilir. Eşimizle ilişkimizin bir görünür ve görünmez yanları vardır. Görünür yanında, onun eşimiz olduğunu herkese ilan ederiz. İlişkimizin mahrem/derin yanını kimseler bilmez; kimseler ölçemez, kimseler görmez. Birini namaz kılarken görüntüleyebilirsiniz; bir kalıp içinde durur namazda insan. Secde, secde gibi görünür herkeste, rükû da rükû gibi… Ancak, secdenin kalıptan içeri nasıl sızdığını kimseler göremez; kalbin secdeye varışını kimse kalıba dökemez. Orası mahremdir, gizli saklıdır; içine doğru açılır insanın. Rükûların cismi eğerken, ruhu nasıl doğrulttuğu resmedilemez; görüntüye gelmez. Namaz, eşimiz gibi görünenin altında görünmeyeni besler ve büyütür.

Namazın günün belli vakitlerinde bizi köşeye çekmesi de kadınsı bir edâ saklar içinde. Gündelik telaşlar içinde koşuşturan, kendince öncelikler içinde boğulan, hızın ve hazzın sığlığında savrulan erkeği, kadını zaman zaman köşeye çeker; “Bir konuşsak!” der. Namaz da biraz öyle değil mi? Yangınlarımızın söndüğü, telaşlarımızın durulduğu sakin bir köşede bekler bizi.

Namazla aramızda, ana-çocuk gibi, asimetrik bir ilişki vardır; karşılık beklemez bizden. Yanında olmamız için şart koşmaz. Belki biz haylazlığımızdan onu terk ederiz ama onun bizi terk ettiği vaki değildir. Dönüşümüzü bekleyen hep o olur. Kırıklarımızı yüzümüze vurmaz; eksiğimizle ayıplamaz bizi. Acizliğimizi bilir; elimizden bir şey gelmemesi daha çok hoşuna gider gibidir. Fakrımızı bilir namaz, elimizde bir şey olmadığını herkesten çok o görür. Biz ağladıkça, bize verdiği artar. Biz acıktıkça, bize sunduğu çoğalır. Bedenimizle varırız namaza; ama o ruhumuzu da sarıp sarmalar. Bedenimizden sâdır olan cümle günahları hiç tiksinmeden temizler, hiç yüksünmeden aklar.

Kızımız gibidir de namaz. Gözlerinde umutlar saklar, saçlarında sonsuz şefkatin nesimini besler. Göründüğünden büyüktür, yüzünün kıvrımlarında ummadığımız mutluluklar besler. Bizi bizden sonrasına taşır; bizi varlığımızdan fazlasıyla karşılar, sevindirir, kucaklar. Her kadının masum bir bebeğe/temiz bir nefese sancısı, her çiçeğin güzel bir kokuya heveslenmesi/zarif bir dokuyla görünmesi, her kıyamın/selamın bin günahı er/itmesi gibidir namaz.

Kaynak: http://www.turkuaz.zaman.com.tr 

<!– –>

Abdestsiz namaz – Fıkıhsız tasavvuf

Kategori: Makaleler — yagizkelimatlafizlar @ 6:24 pm

Abdestsiz namaz – Fıkıhsız tasavvuf

  Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Ahmet TAŞGETİREN

Hani, Nasreddin hoca’ya sormuşlar: -Hocam, abdestsiz namaz olur mu? Hoca,

-Olmaz, demiş. Adam üstelemiş: -Ama ben kıldım oldu. Hoca ne desin… Her dinin bir fıkhı var. “Amentü”den “Hayat”a kadar her alanı düzenleyen ölçüleri ihtiva eder. Bir tür dinin hayat – kişilik ölçüleridir.  

“Karma namaz” veya “Başörtüsüz namaz” olayında asıl aksayan şey, sanırım, insanlarımızın fıkıh konusunda bilgisizlikleri ve fıkhın önemi konusundaki duyarsızlıklarıdır.   

Yani, böyle bir duyarlılık ve bilinç gelişmemiştir diye düşünüyorum.Bazı tasavvufi yönelişlerde bu var: Fıkıhsız, şeriatsız tasavvuf.

Hatta kimi Batı ülkelerinde “İslam’a inanmadan tasavvufa bağlananlar” var.     Tabii ki bunun adı “İslam tasavvufu” değil. Ya da buna “tasavvufun yoldan çıkmış hali” demek mümkün. Ki tasavvuf, “yolun hukuku”nu kalbe nakşetmek anlamına gelir. Yol Allah yolu, Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.) yoludur. “Tarikat” da yol demektir. Tasavvuf yolculuğunun adı “seyrü süluk”tur.   Tasavvuf elbet kalbi bir yoğrulma işidir. Yani kalbi Allah Teala ile birliktelik şuuruna erdirme, O’na yakınlık bilincini kazanma, dolayısıyla adeta “O’nun murakabesi altında bir hayat sürme” idrakidir.                                 İslam tasavvufu, bütün bunların bir hayat disiplini oluşturacağına inanır.

 

 

Bir tür “Peygamber ahlakı ile ahlaklanmaktır – Ki o ahlak, Allah Teala tarafından bildirilen Kur’an ahlakıdır. -” bu. Ya da O’nun eğittiği ilk neslin kalb ve hayat kıvamına ulaşmaktır. “İslam’ın Peygamberinin hayatındaki Müslümanlık kıvamı” dır ideal İslam kıvamı…   Buna, İslam tasavvufu içinde kalblerini yoğurmuş ve Kur’an’ın ifadesiyle “Allah dostu” diye nitelenebilecek kişilik arınmasına erişmiş insanlar, çok özel bir ihtimam gösterirler. Kur’an’la yoğrulmak ya da Peygambere benzemek, onlar için sonsuz bir koşudur adeta. “Peygamber”in önem verdiği her şeyi önemsemek, ihmal etmemek, “Peygamber”in hayatında yer almayan şeyleri hayat dışında tutmak aynı şekilde bir hassasiyet konusudur. Bütün çağların merkez insanı, önderi O’dur bir anlamda. O ve elbet, O’nun getirdiği Kitap’tır… Kur’andır. Fıkhın kaynağı da Kitaptır ve Peygamberdir.   “Fıkıh duyarlılığı” bir kalb iklimi yaşamak demek olan tasavvufta, duygu fırtınalarında savrulmayı ve çizgi kaymalarını önler… “Kalb evrilip çevrilebilen bir organ” olarak görülür tasavvufta. Onun için Hazreti Peygamber “Ey kalbleri evirip çeviren Rabbim, benim kalbimi senin dinin üzerinde sabit kıl” diye dua etmeyi öğretir mü’minlere… Tasavvuf kalble uğraşır, ama kalbi savruluşlara kapılıp gitmek değildir amaç, kalbi “Allah’a yakınlık” bilinciyle yoğurmaktır. Onun adı takvadır, ihlastır, haşyettir, imandır…  

 

Bu yol savrulmasını önlemek için İslam tasavvufunda “Mürşid”lik belki de en önemli disiplindir. Ona “Mürşid-i kamil” adını verir İslam tasavvufu. Mürşid , “yol gösteren” insan demektir. Kalb terbiyesinin bir tür yol göstericiliği zaruri kıldığına inanılır. Ve bu işi “kemal sahibi bir insan”ın yapması istenir. Bu ifadenin mefhumu muhalifinde “Mürşid-i nakıs” gibi bir hadise var demektir. Yani hem irşad makamında bulunup, hem de o makamın “kemal” ölçüsüne ulaşamayan insanın, yol göstericiliği meselesi…

İnsanları İslam”la yoğuracaksınız ama İslam’ı bilmiyorsunuz. İnsanları Allah Teala’nın yolunda yürüteceksiniz ama Allah Teala’nın insanoğluna bildirdiği hayat çerçevesinden kopuksunuz… Nasıl olacak bu iş o zaman?  

Son olaya iştirak etmiş insanlar, belli ki Cuma namazını önemsiyorlar. Bu, “İslam Fıkhı”nın bir yansıması… Peki ya ötesi? İşte görülüyor ki “Ötesi”nde sorunlar var. Oysa “Cumanın farziyyeti” de fıkıhla belirlenmiştir, “tesettür” de, namazda böylesine “ihtilat”ın olmaması da…    İslam bünyesinde oluşmuş bilgi disiplinleri var. Tefsir, Hadis, Fıkıh… Bunların bilginleri yetişmiş… Sormak gerekir onlara… Ben biliyorum ki, bir çok Allah dostu, tereddüt ettikleri konularda, -ki herkes her alanın alimi değildir- o sahanın alimine sormaktan kaçınmamışlardır. Çünkü Kur’an’da bildirilir ki, “Allah’a en çok onun kulları arasında alim olanlar haşyetle yaklaşırlar, (yani) O’nun hoşnutluğunu kaybetmekten kaçınırlar, korkarlar.” (Fatır Suresi, 28) Ve ben inanırım ki, Allah dostları, Allah’ın huzuruna O’nu hoşnud edecek bir “İslami hayat kıvamı” ile çıkma konusunda son derece duyarlıdırlar.   Fıkıh, insanı savruluşlardan koruyan bir hayat çerçevesi kazandırır insana…

 

Çağımızda, iletişim alanında biriken güç ve onun oluşturduğu tahakküm müthiş savruluşlara itiyor insanları… İnsan kendisini belirli disiplinlere bağlı hissetmezse, öyle bir savruluş içine düşer ki, her uzvu bir çalı parçasında kalabilir.

Başa dönersek;

Birilerinin, namaz kılacak bir insana, “Abdestsiz namaz olmaz” demesi gerekir.   

-Ben kıldım oldu, ile Müslümanca bir hayat oluşturulamaz.  

Kaynak: http://www.ahmettasgetiren.com.tr

İBRET DERS

Kategori: Hikaye — yagizkelimatlafizlar @ 6:23 pm

İBRET DERS

  Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Sadi Şirazî anlatıyor:

“Çocukluğumda bir gece ibadet etmek niyetiyle,babamla birlikte geç vakte kadar oturmuştum.Bir ara pencereden dışarıya baktığımda,komşu evlerin karanlık olduğunu görerek;

“Baba” dedim”Ne olurdu şu evlerdekiler de kalkıp iki rekât namaz kılsalardı.Ölü gibi uyuyorlar”

Babam beni şaşırtan şu cevabı verdi:

“Canım oğlum! Bu ibadetinden dolayı kendini üstün görüp halkı çekiştireceğine,keşke sende uyusaydın.” 

<!– –>

NÜKTE

Kategori: Nükteler — yagizkelimatlafizlar @ 6:22 pm

NÜKTE

  Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

 

     Pahalı servet

Diyojene sormuşlar:

        “Servet,ayaklarınızın altında olduğu halde neden fakirsiniz?”

       

Cevabı : “Ona ulaşmak için ,eğilmek lazım da ondan” 

KALICI OLAN

Kategori: Hadis — yagizkelimatlafizlar @ 6:19 pm

KALICI OLAN

  Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

 Hz.Aişe validemiz anlatıyor;          

Bir gün bir koyun kesmiş ve bir budu hariç hepsini dağıtmıştık.          

Allah Resûlü:          

” Koyunu ne yaptınız?” diye sorduğunda:         

“Ya Resûlallah.”dedim.Bütün koyunu muhtaçlara dağıttık,bize sadece bir budu kaldı.”         

Efendimiz,kalıcı olan şeyin,Allah rızası için insanlara dağıtılanlar olduğunu ifade eden şu mühteşem sözleri ile cevap verdiler:          

“Yâ Aişe,demek ki bir buttan başka hepsi bize kaldı…” 

<!– –>

WordPress.com'dan blog alın.