Yağız Kelimat Lafızlar

Mayıs 1, 2007

ADALETİ SAVUNANLAR DERNEĞİNİN BASIN AÇIKLAMASI

Kategori: Haber — yagizkelimatlafizlar @ 8:32 pm

ADALETİ SAVUNANLAR DERNEĞİNİN BASIN AÇIKLAMASI

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

  GENELKURMAY BİLDİRİSİ MUHALEFETLE KOORDİNELİ YAPILAN DEMOKRASİ DIŞI BİR GİRİŞİMDİR. Genel Kurmay başkanlığının web sitesinde 27 Nisan 2007 tarihindeyayımlanmış bildirinin, Peygamberimizin “Kutlu Doğum Haftası”nedeniyle yapılan etkinlikleri, maksatlı ve haddinden fazla kuşkucu bir anlayışla, Laik Cumhuriyete karşı yapılan eylemler olarak değerlendirilmesini vebildirinin zamanlamasını; Cumhurbaşkanı seçimine ve adayına karşı Mecliste oluşan muhalefete,Meclis dışından ve TSK’den destek ve Anayasa Mahkemesi kararınınetkilenmesini sağlamak amacına dönük, haddini aşmış bir girişim olarakdeğerlendiriyoruz. Bu bildirinin TBMM’nin iradesinin üstüne çıkarılmasının kabulü mümkündeğildir. Genelkurmay Başkanlığı Milletin iradesine karşı çıktığının farkında olmalıdır.   Baskılara boyun eğilmemesi ve demokrasi dışı girişimlere prim verilmemesi gerektiğine;TBMM’nin iktidar ve muhalefeti ile, Demokrasinin korunması için birleşerek bu bildirinin geçersiz hale getirilmesi için tavır almalarının gerekliliğine inanıyoruz. *  Ülkemiz, devletimiz ile milletimizin kaynaşmasına imkan verecek bir havayabürünmüştü. Bu bildiride belirtilen kutlu doğum haftası ile ilgili etkinliklerin, Laik ve demokratik Cumhuriyete yönelmiş bir tehdit olduğunu kabul etmiyoruz.  Hükümetten ve TBMM’den Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini devam ettirmesini; bildiri sahiplerinin hukuki ve yasal zemine çekilmesini sağlayacak girişimlerin başlatılmasını; Anayasa Mahkemesinin de önüne getirilen meselede sadece hukuku dikkate almasını, bekliyoruz.  Ana muhalefet partisinin, Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunun iptali için Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru ile aynı saatlere rastlayan bildirinin,hukuk dışı, haddini aşmış, demokrasiye müdahale anlamını taşıyan, milletin çoğunluğunun iradesine karşı yapılmış bir girişim olarak görüyor, TBMM ve Hükümetin demokratik süreçten geri adım atmaması gerektiğine ve sivil toplum örgütlerinin de demokratik girişimlere desteklerini göstermelerinin zamanının geldiğine inanıyoruz. Siyasi makam sahiplerinin milletin hukukunu koruyacakları ve kararlılıklarını gösterecekleri zaman bu zamandır.  Dün yapılan Bakanlar Kurulu Açıklamasını olumlu buluyor vedestekliyoruz.  Devletimizin hukuk zemininde ve fakat cesaretle yönetilmesinin gerektiğine inanıyoruz.  Adnan Tanrıverdi Emekli General – ASDER Gnl. Bşk 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Beyazlar zencilerle eşitlik istemiyor

Kategori: Siyaset — yagizkelimatlafizlar @ 6:18 pm

Beyazlar zencilerle eşitlik istemiyor

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Beyazlar zencilerle eşitlik istemiyorCumhuriyetçi “merkez” orta sınıflaşan “taşra” ile bu “eşitliğe” razı mı? diye soran Taha Akyol, “Belli ki ‘Beyaz Türkler’ ‘zencilerle’ eşitliğe pek de razı gözükmüyor” dedi.     Taha Akyol’un yazısı Mitingler ve orta sınıf  Ankara ve İstanbul mitingleri Türkiye’de güçlenen orta sınıfın yansımasıydı. Köylü bir toplum böyle mitingler yapamaz. Atatürk zamanında resmi bayram ve geçit törenlerindeki seyirci kalabalığının dışında, hiçbir miting yapılmamıştır.  O zaman hem köylü toplumu idik, hem Cumhuriyet ahaliyi siyasal süreçlere “katmak”tan ziyade “eğitme”yi önemsiyordu. Türkiye’de mitingler demokrasiye geçişle başladı. 1950′lerin miting fotoğraflarında kadın yoktur, erkek kalabalıkları ise kasketli, taşralı, yoksul kitlelerdir.  CHP’li Cevdet Kerim’in deyimiyle “Hasolar, Memolar”; Recep Peker’in deyimiyle “ayaktakımı”; merhum Metin Toker Ağabey’in deyimiyle “Fasa fiso vatandaşlar!”  Ankara ve İstanbul’daki dev mitinglerde ise muazzam bir kadın katılımı vardı. Genel manzara belli bir eğitim seviyesine sahip, iyi giyimli, medeni davranışlı kitlelerdi. Sina Koloğlu, “Beyaz Türklerin isyanı” diyor. Tipik “orta sınıf” manzaralarıdır bunlar.  Elitler ve ahali  “Orta sınıf”ın siyasal özelliği, köylü gibi itaatkâr olmayıp gerektiğinde tavır koyabilmesidir; “itiraz” etmesi, “talep”te bulunması, siyasette “katılım” istemesidir.  Onun için köylü toplumlarında demokrasi zordur. Orta sınıf toplumlarında ise darbe zordur, tek fikirlilik zordur, ‘tek tipleştirme’ imkânsızdır. Çünkü köylü gibi boyun eğmezler, “itiraz” ederler, “talep” ederler, siyasi süreçlere “katılmak” isterler.  Mitingler, işte bu orta sınıfın Türkiye’de nasıl gelişip güçlendiğinin de göstergeleriydi.  Ancak cumhuriyet elitlerinin kendilerini üstün, taşradaki milyonları “fasa fiso” gibi görme duygusu, ideolojik devamlılık yoluyla mitinglere de yansımıştı.  “Biz halkız, onlar ümmet” türü eleştiriyi aşan, dışlayıcı sloganlar! Cumhuriyetçi elitlerin liberalleşme evresinden önceki bu ‘taşra’ bakışını, Fransız tarihi uzmanı Maurice Larkin “Cumhuriyetin paryaları” terimiyle tarif etmiştir.  Bizde “Hasolor, Memolar, fasa fisolar…”  En büyük değişim  Halbuki orta sınıflaşma zorunlu olarak çoğulculuğu da getirir. Orta sınıflaşmayı yaratan sivil ekonomi, eğitim, şehirleşme, dışa açılma gibi dinamikler “taşralılar”ı da orta sınıflaştırır; “kenar”da kalmışlıktan çıkarıp “merkez”e, yani elitlerin yanı başına getirir.  Eskiden bastırılmış kimlikler ortaya çıkar, orta sınıfın kendisi de çeşitlenir: Köylü toplumunda görülmeyen liberal, muhafazakâr, sosyal demokrat vs. siyasi akımlar oluşur.  Mitinglerdeki milyonları üreten de, liberal ve muhafazakâr kesimleri üreten de aynı orta sınıflaşmadır. İşte onlar da cumhuriyet elitleriyle eşit vatandaş olmayı “talep” ediyorlar, ‘parya’ gibi görülmeye “itiraz” ediyorlar, siyasete “katılmak” istiyorlar.  Türkiye 1950′lerden bu süreci yaşıyor.  Ama cumhuriyetçi “merkez” orta sınıflaşan “taşra” ile bu “eşitliğe” razı mı? Taşrayı merkeze getirerek onları da orta sınıflaşmasını sağlayan piyasa ekonomisine karşı çıkanlar! Demokrasiye geçişi “karşı devrim” diye suçlayanlar! “Liboş, dönek, gerici” gibi aşağılamalar! “Merkez”e gelişi durdurmak için konulan yasaklar!.. Belli ki ‘Beyaz Türkler’ ‘zencilerle’ eşitliğe pek de razı gözükmüyor.  Ama demokrasi, piyasa ekonomisi ve dışa açılma devam edecekse, vatandaşların eşitliği fikri de güçlenecektir; merkez-kenar ayrımı aşılacak, Türkiye Batılı bir devlet gibi hür ve eşit vatandaşların güçlü ülkesi olacaktır.  t.akyol@milliyet.com.tr  (Milliyet)  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

<!– –>

BEKLENEN OSMANLI NASIL GELECEK?

Kategori: Tarih — yagizkelimatlafizlar @ 6:16 pm

BEKLENEN OSMANLI NASIL GELECEK?

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

  İnsanlığın barışa, huzura ve kardeşliğe en çok ihtiyaç duyduğu bu yıllarda tek çıkar yol güzel ahlaklı, adaletli, inançlı ve vatansever nesiller yetiştirmektir. Bunun yolu ise, modern çağın iletişim araçlarını ve yöntemlerini kullanarak, milli ve manevi değerlerin yüceltilmesidir. Yeni yetişmekte olan Türk gençliği, sahip oldukları Türk ve Müslüman kimliği, Osmanlı mirası konusunda modern kitle iletişim araçları vasıtasıyla bilinçlendirilmelidir. Müslüman-Türk kimliğinin öneminin tam olarak  anlaşılması için bu kimliği taşıyan insanların asırlar boyunca tüm dünyaya nasıl nizam verdiği anlatılmalıdır.

Türk Milleti son derece sağlam ve köklü bir   mirasa sahiptir. Önemli olan bu mirasın önemini gereği gibi kavrayabilmek ve geçmişimize sahip çıkarak yüzümüzü geleceğe   dönebilmektir.

Türk Milleti son derece sağlam ve köklü bir   mirasa sahiptir. Önemli olan bu mirasın önemini gereği gibi kavrayabilmek ve geçmişimize sahip çıkarak yüzümüzü geleceğe   dönebilmektir.

   Türk Milleti tarih boyunca her biri diğerinden güçlü 16 devlet kurmuş ve bu devletlerin yönetiminde gösterdiği üstün kabiliyetle tüm dünya milletlerine tarih boyunca örnek olmuştur. Selçuklu ve Osmanlı devletleri başta olmak üzere, Müslüman-Türk Milleti’ni güçlü kılan unsurları sadece askeri güçle açıklamak ise mümkün değildir. Dünyanın en karışık ve en hassas bölgesini asırlar boyunca hakimiyeti altında tutan gücün altında o dönemde Kuran ahlakına dayanan bir ahlak anlayışı yatmaktadır.     Rabbimiz tarafından Kuran’da bildirilen bu ahlakın başlıca özellikleri, zulümden ve haksızlıktan uzak durarak dürüst ve mert davranmak, koşullar ne olursa olsun adaleti her zaman ayakta tutmak, hoşgörüden ve uzlaşmadan yana olmaktır. Bu özellikler nedeniyledir ki kendilerine tabi olan halklar da her zaman Müslüman Türklerin yönetiminden razı olmuş, hatta çoğu zaman kendi istekleriyle onların yönetimleri altına girmişlerdir. En geniş anlamda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bu adaletli yönetim sayesinde tüm Balkanlar’ı, Kafkasya’yı ve Ortadoğu’yu kapsayan coğrafyada, üç dine ve muhtelif mezheplere mensup, dilleri, kültürleri, ırkları birbirlerinden tamamen farklı milyonlarca insan bu hakimiyet altında asırlar boyunca huzur içinde yaşamışlardır.  Son yıllarda Ortadoğu’da kaos ve karmaşa yaşanması dünya tarihçilerini yoğun şekilde Osmanlı’yı araştırmaya yöneltti.11-15 Eylül 2006 tarihleri arasında Türk Tarih Kurumu (TTK) tarafından gerçekleştirilen 15. Türk Tarih Kongresi’ne tam 750 yabancı bilim adamı katılmak için bildiri gönderdi. Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, rekor derecedeki katılım talebinin, tarih uzmanları arasında son yıllarda giderek artan Türkiye ve Osmanlı’ya olan ilgiden kaynaklandığını söyledi. Yusuf Halaçoğlu, bu yılki ilgiyi; ‘Ortadoğu’da yaşanan olayların geçtiği toprakların Osmanlı coğrafyasında bulunması, tarihçileri bu topraklarda daha fazla araştırma yapmaya itiyor.’ sözleriyle açıklarken, Hazırlık Komitesi’nde yer alan Prof. Dr. İlber Ortaylı da, eskiden sadece Avrupalıların ilgi gösterdiği Osmanlı’ya şimdi tüm dünyadan ilgi olduğunu belirtti.  

 Ancak günümüzde aynı topraklar üzerinde acı, gözyaşı, zulüm ve savaş bir türlü sona ermemektedir. Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar’dan oluşan ve Türkiye’nin tam merkezinde yer aldığı “Osmanlı Coğrafyası” halen çok hareketli ve karışık bir yapıya sahiptir. Osmanlı Devleti’nden sonra bölgede oluşan boşluk henüz doldurulamamış ve gerçek anlamda bir güven ortamı sağlanamamıştır. Bu durum aynı topraklarda asırlar boyunca Osmanlı liderliğinde örnek bir “birlikte yaşama modeli” uygulayan Müslüman Türk Milleti’ne dikkati çekmektedir. Ve bu modelin günümüzde ve gelecekte de sadece Müslüman Türk Milleti tarafından gerçekleştirilebileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. Nitekim son yıllarda pek çok devlet adamı, siyaset bilimci ve araştırmacı yazar, başta Osmanlı Devleti olmak üzere, Türk devletlerinin başarıyla yürütmüş olduğu adil yönetim sistemini incelemektedir. Bu incelemelerdeki amaç ise, Türklerin gerçekleştirdiği sistemi temel alan, yeni bir yönetim modeli oluşturmaktır.     Tarih, gerek Ortadoğu’ya, gerek Balkanlar ve Kafkasya’ya kalıcı barışın getirilebilmesinin, Osmanlı mirasının varisi olan Türkiye’nin liderliğinde mümkün olabileceğini göstermektedir. Türkiye’nin liderliğinde oluşturulacak bir birlik, hem çatışmaların sonu olup bölgeye kalıcı barışı getirecek, hem de tüm bölge ülkelerinin güçlü bir ekonomik işbirliği içerisine girmeleriyle tüm halkların yaşam kalitesini yükseltecektir.      Bu bölgede yaşayan devletlerin askeri, siyasi ve ekonomik açıdan en güçlü olabilecekleri model, birbirleriyle çatışmak yerine güçlerini birleştirmeleriyle oluşacak bir modeldir. Ortak bir dış politika bu devletleri dünya siyasetinde büyük bir güç haline getirecektir. Dolayısıyla 21. yüzyıla adım attığımız bu yeni dönemde Türkiye’nin geleceğe dair misyonu, tarihteki Müslüman-Türk devletlerinin büyüklüğüne ve şanına yakışır nitelikte olmalıdır. Üstelik bu misyon tarihte olduğu gibi bugün de Türk Milleti’ni zirveye taşıyacak, hak ettiği lider devletler arasına dahil edebilecek bir misyon olmalıdır. Dünya tarihinin en güçlü devletlerini kurmuş, tüm Akdeniz ve Ortadoğu coğrafyasına nizam vermiş olan Müslüman-Türk Milleti’nin aramış olduğu çözüm ve çıkış yolları, kendi tarihinde mevcuttur.     Asırlar boyunca şanlı devletler kurmuş, 3 kıtaya hükmetmiş bir milletin torunları ve 21. yüzyılda yeni bir cihan devleti kurmaya aday bir milletin bireyleri olarak bizlere düşen ise, Osmanlı’yı Osmanlı yapan tüm maddi ve manevi değerlerin önemini doğru bir şekilde anlamak ve uygulamaktır.     Osmanlı örneği göstermektedir ki, Türk Milleti çok geniş bir coğrafyayı kolaylıkla yönetebilecek bir birikime, yeteneğe ve güce sahiptir. Önemli olan Osmanlı’nın üzerinde yükselmiş olduğu değerleri iyi anlamak, bunları yeniden ve çağımıza uygun şekilde yorumlamak ve uygulamaktır.     Osmanlı modeli tüm dünyada büyük ilgi görüyorDünyaca ünlü belgesel kanalı History Channel tarafından hazırlanan Osmanlı belgeseli geçtiğimiz günlerde ABD’de yayınlandı. Belgeselde Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemleri uzun uzun anlatıldı. Hakkın ve adaletin koruyucusu olduğu ifade edilen Osmanlı Devleti’nin, bütün din ve inançlara açık olduğu vurgulandı. Belgeselde Osmanlı’nın fetih politikalarına ayrıntılı olarak değinildi ve fetihlerin dine ve etnik temellere dayalı olmadığı anlatıldı. Ayrıca Kanuni Sultan Süleyman döneminde hazırlanan hukuk sisteminden de övgüyle bahsedildi.    

 

 

 

 

<!– –>

WordPress.com'dan blog alın.