Yağız Kelimat Lafızlar

Haziran 4, 2008

Değilim

Kategori: Kategorilenmemiş — yagizkelimatlafizlar @ 7:17 pm

                                Gökyüzünde 3 Günes var!    

 

Gökyüzünden kopan bir pervane olmak istiyorum.

Kollarımı rüzgara verip, saçlarımla kuşlara eşlik etmek.

Başımı durmadan göğe kaldırmak geçiyor içimden.

Gözlerimle bulutları süzüp, tüm gri renkleri filtrelemek.

Önyargısız olmaya çalışıyorum kendime karşı.

Fakat, korkarım ki, zaman ve ben, sorunlar yaşıyoruz birbirimizden habersiz.

İşte bu yüzden olmam gerektiği gibi değilim baba!

Ölünün kıyılar

Kategori: Aşeri Mübaşere — yagizkelimatlafizlar @ 6:49 pm

“Sen dur burada ey insan

Duy içinde tutuşan ormanı

Ve yakıştırmasını bil üstüne ey ademoğlu

Usta bir makasla biçilen toprağı.”

  

Erdem Beyazıt

Mayıs 15, 2008

Kim Daha Medeni?

Kategori: Şiir — yagizkelimatlafizlar @ 8:05 pm

Kim Daha Medeni?

 Kim demiş Avrupalılar medeni
Ne edep var ne haya çırılçıplak bedeni
Soymakla bedeni olunuyorsa medeni
Desene hayvanlar onlardandan medeni…..
           M.Akif Ersoy

<!– –>

Mayıs 10, 2008

Bismillah…

Kategori: Aşeri Mübaşere — yagizkelimatlafizlar @ 8:11 pm

Bismillahirrahmanirrahim

Sözlerin en güzel ve sözlerin en anlamlısıyla başlamak istedim.

Sözler ve kelimeler vardır.Söyleyen ve söyleyişe göre değişir

Âkif Duruşlu Âsım

Kategori: Aşeri Mübaşere — yagizkelimatlafizlar @ 8:06 pm

Âkif Duruşlu Âsım
Ali Haydar Haksal

İnsan Yayınları
 
Usta öykücü Ali Haydar Haksal’ın kaleme aldığı,
“Âkif Duruşlu Âsım” bir Mehmet Âkif incelemesi. Denemelerden oluşan kitapta yazar,
Âkif’in kişiliğinin ve şiirlerinin üzerinde durmaya çalışmış. Bize önce Âkif’in portresini çiziyor
ve sonra da Âkif’in kişiliğinde idealize ettiği kişiyi
yani ‘Âsım’ı sunuyor.
 
Haksal, kitabın girişinde Âkif’e ve onun dönemindeki şairlere bir atıfta bulunarak şöyle diyor: “Dönemindeki şairler, Milli Mücadele gibi önemli bir olayda çoğunlukla yer almadılar. Sadece şiirleri üzerine düşündüler. Kırk kadar şair, birer turist gibi Çanakkale Cephesi’ne savaş sonrası götürüldüler. Medeniyet ruhu taşımadıklarından ortaya bir şey koyamadılar. Onlar bu toprakların ve düşünce dünyasının sancısını çekmediler. Şiir birikimleri ve duyarlıkları yetersiz olduğundan geriye bir şey bırakamadılar; ama Mehmet Âkif bir şairdi, câmi ve meydanlarda da hatipti.” (s.27)
 
Kitaptan şunları öğreniyoruz ki Mehmet Âkif’in yazmak istediği daha çok sayıda eser vardı. Ölüm döşeğinde iken bile Veda Haccı’nın, Endülüs’ün, Malazgirt’in ve İstanbul’un fethi destanlarını hep yazmak hayalini kurdu ve en büyük projelerindendi.
 
Yine kitapta Âkif’in siyasal duruşundan hiç ödün vermediğini ve hiçbir zaman dönemin olaylarını gözü kapalı izlemediğini görüyoruz. Döneminin aydınları gibi II. Abdulhamit’i eleştirmiş ama hata yaptığını anlayınca da pişmanlık duymuştur.
 
Kitaba ismini veren Âsım; Mehmet Âkif’in idealize ettiği bir isimdir. Peki ‘Âsım’ nasıl biridir şeklinde bir soru yöneltirsek, cevabımız: ‘Âsım’ dine, tarihe, medeniyete bağlı bir karaktere sahiptir şeklinde olacaktır. Bu karakter modern dünyaya açık, batının biliminden de yararlanan biridir.
 
Âkif’in üzerinde durduğu diğer bir nokta da neler yapılması gerektiğidir. Âkif şöyle diyor: “Batının bilim, sanayi ve teknolojisinden yararlanılmalıdır. Din ve ahlâk bizde vardır. Bu iki şeyin birleştirilmesi ve buluşturulması yeterlidir. Bunlardan biri marifet diğeri de fazilettir.”
 
Âkif şairdir, ediptir ve o aynı zamanda büyük bir ‘âlim’dir. Âkif dini ve Kur’an’ı iyi bilmektedir. Bakınız ne diyor: Dirilişin ve kurtuluşun sırları Kur’an’da vardır. Kur’an bu gözle okunursa ve üzerinde durulursa çıkış yolları da görülecektir. Kur’an’dan beslenmek, ondan ilham almak ise tek çıkış yoludur.
 
Şimdi kulak verelim “Kur’an’ın Şairi”ne:   
“Hani ashabi-ı ikram, ayrılalım derlerken,
Mutlaka, Süre-i vel-Asr’ı okurmuş, bu neden?
Çünkü meknun, o büyük sûrede esrar-ı felâh:
Başta iman-ı hakiki geliyor, sonra salâh,
Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.
Dördü birleşti mi yoktur sana husran artık.”
 
Âkif şairdi, evet. Aynı zamanda bir İslâm düşünürüydü. Âkif o zamanki dönemde İslâm bilincinin ve düşüncesinin gelişmesi gerektiğini biliyor ve bunu da çok önemsiyordu. O dönemde yeni ve orjinal düşünceleri bulunan, çağı farklı bakış açılarıyla yorumlayan Muhammed Abduh ve Cemaleddin Afganî gibi düşünürleri örnek alıyordu. Mısır’da başlattıkları hareketi daha yaygın bir hâle getirmenin gerekliliğine inanıyor ‘faziletli insanlar’ kavramına vurgu yaparak, faziletli insanlarla yeni bir eğitimin başlatılması gerektiğine inanıyor ve bunun yolunun da nesli temizleme ve düzeltme olduğunu belirtiyordu.
 
“Mehmet Âkif’in bıraktığı miras, ortaya çıktığı döneme ışık tutması, edebî bir eserin vasıflarını taşıması ve bir ülkünün sesi olması yönleriyle çeşitli açılardan ele alınmayı hak etmektedir. Usta öykücü ve yazar Ali Haydar Haksal bu eserdeki denemelerinde, Âkif’e, bir edebiyatçıya yönelttiği bakışla bakıyor. Ama bu bakış aynı zamanda, alttan alta, Âkif’in Âsım vurgusunu belirgin kılan bir duyarlığın eşliğinde gerçekleşiyor. Böylece ortaya Âkif’ten Âsım’a doğru kurulan bir köprü çıkıyor.” (arka kapaktan)
 
Daha çok öyküleriyle tanıdığımız Ali Haydar Haksalı son dönemde yazdığı birbirinden değerli biyografi ve incelemelerle daha iyi tanımaya ve anlamaya devam ediyoruz. “Âkif Duruşlu Âsım” adını verdiği kitabı da yazarın değerli eserlerinden sadece biri. Şu günlerde 71. ölüm yıldönümü dolayısıyla andığımız Mehmet Âkif’i tanımak ve anlamak isteyenler için “Âkif Duruşlu Âsım” mutlaka okunması gereken kitaplar arasında yerini alıyor.

(Hazırlayan: Tarkan  Tek)

Haziran 20, 2007

Kur’an-ı Kerim

Kategori: Kur’an-ı Kerim — yagizkelimatlafizlar @ 12:44 pm

Yazan: Hasan Ahmet

Kur’ân En Mühim Haberdir.(Sâd Suresi-67.Ayet)
 
Bu Kur’ân Alemler İçin Bir Öğüttür.(Sâd Suresi-87.Ayet)
 
Bu Kur’ân Sadece Bütün İnsanlar İçin Bir Derstir Evrensel Bir Mesajdır.(Yusuf Suresi-104.Ayet)
 
İşte Kitap Şüphe Yoktur Onda.Rehberdir Hidayetin Ta Kendisidir Korunacak Muttâkilere.(Bakara Suresi-2.Ayet)
 
İyi Bilin ki Bu Kur’ân Uydurulmuş Bir Söz Değildir Sadece Daha Önceki Kitapları Tastik Eden Dine Ait Herşeyi Açıklayan İman Edecek Kimseler İçin Hidayet Rehber ve Rahmet Olan Kitabullahtır.(Yusuf Suresi-111.Ayet)
 
Sizin En Hayırlınız Yararlanmak İçin Kurân-ı Öğreneniniz ve Başkalarını Yararlandırmak İçin Öğreteninizdir.(Buhari)
 
Evlâdına Kur’ân-ı Kerim’i Öğreten Babaya Kıyâmet Günü Sultan Tâcı Giydirilir.(Kenzü’l Ummâl)
 
Kurân-ı Kerim’i Kendine Güçlük Verdiği Halde Kekeleyerek Okuyan Kimse İçin İki Misli Sevap Vardır.(Sahih-i Müslim)
 
Kurân-ı Kerim’den Bir Ayet-i Kerime Cennette Bir Derecedir ve Evinizde Bir Kandildir.(Camiu’s Sağîr)
 
Kul Kur’ân-ı Kerim’i Baştan Sona Okuyup Hatmederse Hatim Esnasında Altmışbin Melek Ona Rahmet Okur.(Muhtâru’l Ehâdis)
 
Kur’ân Ehl-i ALLAH(c.c)Ehli’dir.(Ramuzû’l Ehâdis)
 
Kur’ân-ı Öğreniniz Okuyunuz ve Okutunuz.(Tirmizi)
 
Kur’ân-ı Kerim’i Okuyup Muhafaza Edeni ALLAH-u Teâlâ Cennetine Koyar ve Onu Kendilerine Cehenneme Girmek Vâcib Olmuş On Kişiye Şefaâtçi Kılar.(İbn-i Mâce)
 
Enes Bin Mâlik(r.anha’dan):Efendimiz(s.a.v)ALLAH-u Teâlânın İnsanlardan Dostları Vardır Buyurdu:Ashab-ı Kiram Onlar Kimdir Ya Rasulullah Diye Sordu?Rasullah Kur’ân Ehl-i Olanlar ALLAH-u Teâlânın Dostları ve Seçkin Kullarıdır!Diye Buyurdular.(Nesâi)
 
ALLAH-u Teâlâ Şöyle Buyuruyor:Kim Benden Birşey İstemek Yerine Kur’ân-ı Kerim’i Okursa İsteyenlere Verilenlerin Daha Fâziletlisini Ona Veririm ALLAH(c.c)’ın Kelâmının Diğer Sözlere Olan üstünlüğü ALLAH(c.c)’ın Mahlukâtına(Yarattıklarına)Karşı Olan Üstünlüğü Gibidir.(Hadisi Kudsi:Tirmizi)
 
Muhakkak Bu Kur’ân-ı Azimüşşan Bir Ucu ALLAH-u Teâlâ’nın Yed-i Kudretinde Diğer Ucu da Sizin Elinizde Olan Bir İp Gibidir Öyleyse Ona Sımsıkı Sarılın Eğer Sarılırsanız Dalâlete ve Tehlikeye Düşmezsiniz.(Muhtâru’l Ehâdis)
 
Kim Kur’ân-ı Kerim’i Gece Veya Gündüz Okursa Melekler Geceye Kadar Affı İçin Duâ Ederler.(Dârimî)
 
Ümmetimin(Nâfile)İbadetlerinin En Fâziletlisi Kur’ân-ı Kerim Okumaktır.(Şihâbü’l Ahbâr)
 
İçinde Kur’ân-ı Kerim’den Birşey Bulunmayan Kimse Harab Olmuş Ev Gibidir.(Feyzü’l Kâdir)
 
Muhakkak Evlerin En Hakîri(Bereketi Az Olanı)İçerisinde ALLAH-u Teâla’nın Kitabından Birşey Bulunmayandır.(Et-Tergib ve’t Terhib)
 
Seni Kötülükten Nehyettikçe(Uzaklaştırdıkça)Kur’an-ı Oku Seni Nehyetmiyorsa Sen Onu Okuyor Değilsin.(Muhtâru’l Ehâdis)
 
ALLAH-u Teâlâ Cümlemize Kur’an Ahlâkı İle Ahlâklanmayı ve O Mübarek Ahlâk Üzerinde Yaşamayı Nasip Eylesin(Amin)
 
Selam ve Duâ İle…(oku-yaz)

Haziran 13, 2007

GENERAL MOTOR / Çankaya Savaşlarını Durduracak Kitap

Kategori: Kitap — yagizkelimatlafizlar @ 6:46 pm

GENERAL MOTOR / Çankaya Savaşlarını Durduracak Kitap

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Merhaba General Motor Merhaba, Kurtarıla kurtarıla helâk olmuş yiğit halkım! Beceremediğimiz birlik, her zamankinden fazla ihtiyacımız olan beraberlik, merhaba! İsmini vermek istemeyen kahraman, kendi kendini tayin eden başkan, damdan yuvarlanan Yuvarlak Damdaki Kemancı Vicdanda pastörize inanç Sırmalı andıç Emir buyurun size de merhaba! Biri istemiş, biri germiş, biri düzenlemiş, biri yeltenmiş, birileri de becermiş, hanimiş benim darbem? (Alkış) Darbeme de merhaba! Bizimki şekilde değil ruhta demokrat! Halk bu, boş bırakırsan ya gericiye varır ya bölücüye… (Endişe sesleri) Komşu düşman, bölge düşman, düşman bireyin teki Geçit yok düşmana… (Gök gürültüsü)   Bariyer dostum merhaba! Geçti ömrüm, olağanüstü bir dönemdi! Geçemedi gitti geçici günler Yok mu kurtaracak bahtı kara ömrümü? Assan bir türlü, yok beslenen dayanmaz cüzdan! Asılana merhaba! Dertleri, zulmü, baskıyı, şiddeti derdik, büktük, çiğneyip yumuşattık, bir bilye yaptık, Cicoz da denir bizim mahallede. Buna derler iktidar oyunu. Oyunuz değerli ancak dayımın elinde silah var Zor oyunu bozar.Oyunbaza da, oyunbozana da merhaba. Düzenbaz, Oyunbaz, Zincirbaz Düzenbozan, Oyunbozan, Zincirbozan Attım sizi dipkapalıya. Karıştıra barıştıra, Geç sıraya, başlar sağda, Hep beraber coşkuyla Merhaba! Az gittik, uz gittik, ülke tepe düz gittik Dün kızıldı, bugün yeşil (Ney eşliğinde enternasyonal) Gözü dönmüş, ruhu kararmış rejim karşıtı Görürsün sen Demokrasi kaç bucak! Merhaba, üst rütbeli Demokrat! Bu ülkede kısarsın sesleri Mizah mizah diye döner durur halkın dili Çok darbeler aktı rakımı tartışmalı tepenin altından Miz’i küçük harf, AH’ı büyük bir mizah Kolay değil böyyüklerîmizin usta olduğu bu alanda çıraklık Bir Yörük daha çıktı meydana. (Alkış) Merhaba bu güzelim ülke Bunca darbeciden artakalan bakire Merhaba Garip ama Türkiye Merhaba General Motor (Marş efekti) Merhaba! Ulvi ALACAKAPTAN  1. Bölüm Çankaya’da Gerilim Var-

“N’olacak bu memleketin hâli?”

(Türk sözü-Anonim)

 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mayıs 24, 2007

Allah Mazlumları Zorbalardan Korur

Kategori: Hikaye — yagizkelimatlafizlar @ 6:53 pm

Allah Mazlumları Zorbalardan Korur

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

İbrahim Aleyhisselam’ın bir kıssası vardı. Bir zaman İbrahim Aleyhisselam, eşi Sare validemizle birlikte Mısır’a gider. O devirde Mısır’da Firavunlar hüküm sürmektedir. Firavun zulümde en zirveye çıkmıştır. Şehrin giriş ve çıkışları kontrol altındadır. Gelen gidenlerin haberleri anında Firavuna bildirilmektedir. Özellikle kadınlara karşı zaafı olan Firavun, gözüne kestirdiği kadını yanında alıkoyuyordu.Görevliler Sare validemizi alıp, Firavun’a götürmek isterler. İbrahim Aleyhisselam’a sorarlar: - Bu kadın senin neyindir? İbrahim Aleyhisselam: -Benim kardeşimdir, der.Sonra da Sare validemizin yanına gidince ona bir açıklama getirir: -Bugün bana senden sordular, ben de seni kardeşim olarak tanıttım. Sana da sorarlarsa beni yalancı çıkartma. Bu memlekette Allah’a inanan ikimizden başka kimse yok. Seninle eş olmanın yanında aynı zamanda iki din kardeşiyiz. Benim onlara kardeşimdir demem, din kardeşliği açısındadır.Bekledikleri an geldi, Firavun Sare validemizi istedi. Görevli adamların eşliğinde Sare validemiz zorla Firavunun huzuruna çıkarıldı. Anlama ve idrak kapasitesi zayıf ya da fitne çıkarmaya niyetli bir takım insanlar bu hadiseyi değişik yerlere çekmektedirler. Bir peygamber hanımını yabancı bir insana nasıl gönderirmiş? Hadiseyi baştan sonra akıl gözü ile takip edenler, bu olayda en küçük bir olumsuzluğun olmadığını görecekler. Hatta günümüze bir çok dersler de çıkarmak mümkündür. Bu olay hadisi şeriflerde şöyle haber verilmektedir. Sare, Firavunun karşısına çıkar. Hadisi Şerifte Firavun zorba olarak anlatılmaktadır. Zorba Sare’ye yaklaşmak için oturduğu yerden ayağa kalktı. Sare o sırada zorbadan izin istedi, abdest alıp iki rekât namaz kıldı ve şu niyazda bulundu: “Ya Rabbim!Sana ve gönderdiklerine iman etmişim.Bu ana kadar kocamdan başkasına karşı ırzımı, namusumu korumuş isem, şu kâfiri üzerime saldırtma, beni ondan koru!” 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Firavun da Sare’yı bekliyordu. Namazını kılıp duasını eden Sare validemiz, Firavunun yanına döndü. Firavun kaldığı yerden tekrar yaklaşmaya başladı. Tam o esnada Firavunun ayakları kendini tutmaz oldu, olduğu yere yıkılıp kaldı. Aciz duruma düşen kuş gibi çırpınmaya başladı. Bu durumu gören Sare validemiz endişeye kapıldı, Firavun bu halde ölecek olsa, sorumlu onu tutacaklardı. Sare validemiz yine Rabbine yöneldi:

 “Ya Rabbim!Bu ölürse, benim üzerime atarlar, onu eski haline getir.”Zorba eski durumuna geldi. Ancak Sare’den de vazgeçmemişti. Tekrar Sare validemizin üzerine yürüdü. Sare validemiz bu sefer de izin istedi. Namazını kıldı,duasını yaptı ve aynı hadise cereyan etti. Bu olay üç defa tekrarlandı. Firavun yaşadıkları karşısında dehşete düştü. Adamlarına emirler verdi: -Bu kadını aldığınız yere götürün. Bana kadın diye getirdiğiniz şeytanın ta kendisidir. Benden uzak olsun, yanına cariyelerimden birini de verin.Böylece Sare validemiz, Firavunun zulmünden, tecavüzünden korundu. Bir de yardıma mahzar oldu. Sare eşinin yanına gelince: -Ey İbrahim! Rabbim beni zorbanın şerrinden korudu, bir de şu cariyeyi bize ihsan eyledi, dedi. Bunlar Mevla’mızın ayetlerindendir, her bir ayette insana bir mesaj vardır.

 

 

 

 

Allah’tan Utanmaya Senden Daha Layığım!

Kategori: Hikaye — yagizkelimatlafizlar @ 6:51 pm

Allah’tan Utanmaya Senden Daha Layığım!

Çok eski devirlerde Kifl adında bir adam vardı. Kifl, ahlâkî ve insanî değerlere önem vermeyen, para kazanmak için her yolu meşru gören çok zengin bir adamdı. Zenginliğini de faizden elde etmişti. Dara düşen, ihtiyacı olan kimse kendisine geliyor, oda yüksek bir faizle geri ödenmesi şartıyla onlara para veriyordu. Vadesi geldiği zaman kişi parasını ödeyemezse bu sefer faiz miktarını daha da artırıyordu. Şayet yine ödeyemezse adamları vasıtasıyla o kimsenin bütün varına yoğuna el koyuyordu. Bir gün, kapısına borç için bir kadın geldi. Bu kadın yakın zamanda kocasını kaybetmiş, namuslu, kendisini çocuklarına adamış bir anneydi. Bir süre, kocasından kalan şeylerle evini idare etmeye çalışmıştı. Ancak artık evde para kalmamıştı. Bunun için çalışması gerekiyordu. Bir yerde iş bulmak istedi; ama dışarısı dul bir kadın için çalışmaya müsait değildi. Neden sonra aklına evde dokuma yapıp onları yakın bir arkadaşı vasıtasıyla satmaya karar verdi. Bunun için bir dokuma tezgahına ihtiyacı olacaktı. Tezgahı alabilmek için de borç arayışına girdi. Yakın dost ve akrabalarına gitti; ama kimsede para yoktu. Çok üzülmüştü. Çaresiz bir şekilde evine doğru giderken yolda istemeden iki kişi arasında geçen bir diyaloga şahit oldu. Şehirde Kifl adında bir kişinin insanlara borç para verdiğini duydu. Hemen onun yanına gitmeye karar verdi.  Kifl kapıda kadını görünce çok beğendi. Onu elde etmek istedi. Kadın, Kifl’den karşılığını ödemek şartıyla borç para istedi. Kifl, kadının dul olduğunu da anlayınca ona ahlaksız bir teklifte bulundu. Kendisiyle beraber olması şartıyla vereceği parayı istemeyeceğini söyledi. Bu teklifi kadın şiddetle reddetti. Çok üzülmüştü. En çok da kendisine böylesi tekliflerin gelmesinden korkuyordu. “Allah’ım bana yardım et.” diye dua etti. Aradan birkaç gün daha geçmişti. Evde hiçbir şey kalmamıştı. Çocuklar açlıktan ağlıyordu. Onların ağlamasına kendisi de katılıyordu. Kendisini Kifl’e teslim etmeye mecbur hissetti. Bu sırada da “Allah’ım! N’olursun beni affet. Bir daha böyle bir günah işlemeyeceğim.” diye dua ediyordu. Kadın, Kifl’in yanına gitti. Kifl’in yüzü gülüyordu. Ancak kadın bir yandan ağlıyor, bir yandan da titriyordu. Kifl, kadına bu halinin sebebini sordu. Kadın, - Buraya kendi isteğimle gelmedim. Daha önce böyle bir günah işlemedim. Onun için Allah’tan çok utanıyorum ve korkuyorum. Beni bu günaha sürükleyen fakirliğimdir,dedi. Kifl, duyduklarına çok şaşırmıştı. O kaskatı kalbi bir anda yumuşayıverdi. İçini pişmanlık duyguları sarmıştı. O sırada ağzından şu ifadeler döküldü: - Sen fakirliğin sebebiyle mecbur kaldığın bir günah işliyor ve bundan dolayı ağlıyorsun. Halbuki Allah bana bu kadar servet vermişken, ben günah işlemekten çekinmiyorum. Ben, Allah’tan utanmaya ve korkmaya senden daha layığım. Kifl, pişmanlık hisleri içinde, yapacağı kötü işten vazgeçti. Kalbine apayrı bir huzur ve mutluluk geldi. Kadına bir miktar para verip onu gönderdi. Kadıncağız,sevinç ve kendisini harama girmekten koruyan Rabb’ine şükür içinde evine döndü. Kifl, artık eski Kifl değildi. O güne kadar yapmış olduğu bütün günahlar için tevbe ediyordu. O gün sabaha kadar Rabb’ine dua dua yalvardı ve affını diledi.O gece Kifl’in ecel vaktiydi. O hal üzere ruhunu Rahman’a teslim eyledi. Sabah olmuştu. Kifl’in evinden çıkmadığını gören yakınları kapıyı açtıklarında Kifl’i ölü olarak buldular. Bu sırada kapısında herkesin okuyabileceği şekilde şöyle bir yazı vardı: “Allah, Kifl’in günahlarını affetti.” Halk, bu duruma şaşırdı kaldı. Allah, Kifl’in affedilmesine sebep olan bu olayı, o dönemin peygamberine vahiy yoluyla bildirdi. Böylece herkesin şaşkınlığı gitti ve insanlar bundan büyük bir ders aldılar.  Hikâye bize ne anlatıyor? Tevbe kapısı her zaman ve her kişi için açıktır. Bir kimse ne kadar günahkâr bir kul olursa olsun büyük bir pişmanlık ve samimiyetle tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder ve onu bağışlar. Allah, kendi rızası istikametinde bir hayat yaşamaya gayret eden kullarını sever. Rahmetinin gereği olarak bazen kulları günaha gireceği an onları değişik vesilelerle korur. O yüzden kula düşen Rabb’iyle arasındaki bağı devamlı surette güçlü tutmasıdır. Kaynak : Zaman Ailem, 167. Sayı

Kalbin ayarı kaçarsa namaz insanı terk eder!

Kategori: Diğerleri — yagizkelimatlafizlar @ 6:45 pm

Kalbin ayarı kaçarsa namaz insanı terk eder!

 Yazan: Hasan Ahmet Evliyaoğlu

Kalbin ayarı kaçarsa namaz insanı terk eder!Önce azaltır  ziyaretlerini…

Ekstraları keser; günde yalnızca beş kez uğrar.

Sonra dörde indiriverir.

Sabahın o sağaltan bereket ikliminden mahrum kalırsınız.

İkindiler meşgaleye takılır, öğleyi de sürükler peşinden.

Akşam nazlı bir gelinin duvağının ardındaki tebessüm gibidir.

Kıymetini bilmez, zaman denen ırmağın akışına karşı müteyakkız olmazsanız, Sonunda o da göstermez olur yüzünü.

Yatsıyı yitirmek geceyi direksiz bırakmaktır.

Sabahı savsaklamanın gündüzü savunmasız bırakması gibidir bu.

Evrenin her an başınıza yıkılabileceğini duyumsarsınız alıp verdiğiniz her nefeste. “Oruçsuz neş’esiz” kalıverirsiniz sonra ortalıkta…

Bindiğiniz dalları kesmekten beter, beslendiğiniz kökleri kurutursunuz.

Namaz terk ederse sizi, sonunda oruç da bırakır.

Önce bir iki delik, sonra kalbura döner kalbiniz…

Namaz – oruç ikilisinin gurbetindeyseniz, reklâm vermeye cömert elleriniz, zekât vermeye cimrileşir. Oysa zekât verebilmek dünyanın en büyük bahtiyarlıklarındandır. Bunu hak etmiyorsanız, mahrum bırakılırsınız.

Verebiliyorsanız, hâlâ sevinecek, hâlâ avunacak bir şeyiniz kalmış demektir.

Her an, önceki mevzileri kazanma gücüne kavuşabilir;

Her an oruçla ve namazla ödüllendirilebilirsiniz.

Önce zekât vermenin heyecanı terk eder kişiyi.
Heyecanını yitirdiğiniz şeyi hepten yitik sayabilirsiniz.

“İmanın halâveti” yitince geriye kuru şekiller kalır.

Ruhu çoktan uçup gitmiş bir namazın,

içi çoktan boşaltılmış bir orucun,

esprisi kaybolmuş zekâtın,

anlamı kaymış haccın, cihadın ve kurbanın faydası mı, zararı mı çok kestirmek güçtür.

Yitiğinin bilincinde olursa insan, onu yeniden arayıp bulmak, yeniden kazanmak için harekete geçebilir.

Ya sahtesiyle değiştirilmiş kopya bir namaza, oruca, zekâta, cihada tutunmuşsa bir ömür!

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'dan blog alın.